Tövbe istiğfar duası nasıl yapılır? Tövbe istiğfar (tevbe) duası

0

Haris bin Süveyd anlatıyor: Abdullah ibni Mes’ud (r.anha) bize iki hadis rivayet etti. Bunlardan biri Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) dendi, diğeri de kendisinden. Dedi ki:

“Mü’min günahını şöyle görür: O, sanki üzerine her an düşme tehlikesi olan bir dağın dibinde oturmaktadır. Dağ düşer mi diye korkar durur. Facir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi görür.”

İbni Mes’ud bunu söyledikten sonra eliyle, “şöyle” diyerek, burnundan sinek kovalar gibi yapmıştır.

Sonra dedi ki: “Ben Allah Resulü (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu işittim:

«Allah, mü’min kulunun tevbesinden, tıpkı şu kimse gibi sevinir: Bir adam hiç bitki bulunmayan, ıssız, tehlikeli bir çölde, beraberinde yiyeceğini ve içeceğini üzerine yüklemiş olduğu bineği ile birlikte seyahat etmektedir. Bir ara (yorgunluktan) başını yere koyup uyur. Uyandığı zaman görür ki, hayvanı başını alıp gitmiştir. Her tarafta arar ve fakat bulamaz. Sonunda aç, susuz, yorgun ve bitap düşüp: «Hayvanımın kaybolduğu yere dönüp orada ölünceye kadar uyuyayım» der. Gelip ölüm uykusuna yatmak üzere kolunun üzerine başını koyup uzanır. Derken bir ara uyanır. Bir de ne görsün! Başı ucunda hayvanı durmaktadır, üzerinde de yiyecek ve içecekleri. İşte Allah’ın, mü’min kulunun tevbesinden duyduğu sevinç, kaybolan bineğine azığıyla birlikte kavuşan bu adamın sevincinden daha fazladır.»”

Müslim’in bir rivayetinde şu ziyade var:

“Sonra adam sevincinin şiddetinden şaşırarak şöyle dedi: «Ey Allah’ım, sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim.»” (Buharî, Deavat, 4; Müslim, Tevbe, 3; Tirmizî, Kıyamet, 50)

Ebû Bekri’(r.anha) Hazretleri:

“– Ya Rasûlallah, namazın ahirinde okumak üzere bana bir dua ta’lîm buyur” dedikte Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem– Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“Şöyle dua et:

“Ya Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günah işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafur ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhamet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halas edip cennet ve cemaline kavuştur. Şüphesiz Sen Ğafûr ve Rahîm’sin, yani çok affeden ve çok merhamet edensin.” (Buharî, Ezan, 149; Deavat, 16)

Büyükler demişlerdir ki: Bu dua namazda gerek tahiyyattan sonra ve gerekse namaz dışında edilecek duaların en şümullülerinden ve en güzellerindendir. Zîra cehennemden halas olup cennet ve cemale kavuşmayı istemek duaların hulasasıdır.

“Mecnûn ancak o kimsedir ki tevbe ve nedamet etmeyip ma’sıyyette devam ede.” (Ali el-Müttakî, no: 10437)

“Sizin hastalığınızın ve şifanızın ne olduğunu söyleyeyim mi? Hastalığınızın günahlar, ilacınızın da istiğfar olduğunu unutmayınız.” (Ali el-Müttakî, I, 479/2092)

“Meclisin (oturmanın veya oturulan yerin) keffareti, kulun şöyle demesidir:

“Seni hamdinle tesbîh ederim ey Rabbim! Senden başka bir ilah bulunmadığına ve yalnız Sen olup şerîkin olmadığına şehadet eder, Senin mağfiretini diler, sana tevbe ederim.” (İbn Hanbel, II, 369)

“Gıybetin keffareti, gıybet etdiğin kimse için istiğfar etmekliğindir.” (Suyûtî, el-Camiu’s-sağîr, no: 6259)

“Yeryüzündekilerden herhangi bir kimse,

derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa.” (Ali el-Müttakî, I, 455/1963)

“Duanın hayırlısı istiğfar, ibadetin hayırlısı da kelime-i tevhîddir.” (Ali el-Müttakî, I, 483/2112)

“Ya Ali, sana bir dua öğreteyim mi ki zerreler adedince günahın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle:

“Allah’ım, Sen’den başka ilah yoktur. Sen Halîm ve Hakîm’sin, hayır ve bereketi çok olansın. Sen’i tenzih ederim, Sen yüce Arş’ın Rabbi’sin.” (Taberanî, Kebîr, V, 192/5060)

“İstiğfar, mü’minin sahife-i a’malinde nur gibi parlar.” (Suyûtî, el-Camiu’s-sağîr, no: 3056; Ali el-Müttakî, I, 475/2064)

“Günahdan tevbe eden kimse günah işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer taraftan günahtda ısrar eden ise -el-iyazü billah- Cenab-ı Hakk ile istihza eden kimse gibi olur.” (Beyhakî, Şuabu’l-îman, V, 436)

“Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfara devam ederse Cenab-ı Hakk o kimsenin gamlarını feraha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır.” (İbn-i Mace, Zühd, 30)

“Tevbe ve istiğfar ile büyük günahlar af olunduğu gibi mükerreren irtikab edilen küçük günahlar da, büyük günahlar arasına dahil olur.” (Suyûtî, el-Camiu’s-sağîr, no: 9920)

“Kalbinde nedamet olmadığı halde yalnız lisanen edilen istiğfar, yalancıların tevbesidir.” (Münavî, Feyzü’l-Kadîr, III, 461, no: 3974)

“Cenab-ı Hakk’a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenab-ı Allah’a tevbe ederim.” (Ebû Davud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, II, 450)

“Ne mutlu o kimseye ki defter-i a’malinde çokça istiğfar bulur.” (İbn-i Mace, Edeb, 57)

“Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah’a tevbe ediniz.” (İbn Mace, İkame, 78)

Paylaş

Yorumlar