ŞÜKÜR NEDİR? ŞÜKÜR ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

0

Nasıl Şükredilir? Şükrün Çeşitleri Nelerdir?

Şükür Nedir?

Yüce kitabımızda Allah şöyle buyurur:

“Siz beni anın. Ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara, 2/152)

Peygamberimiz de, kendisine “İman nedir?” diye sordukları zaman:

“İman sabretmek ve şükretmektir.” şeklinde cevap vermiştir.

Bu ayet ve hadisten de anlaşıldığı gibi Müslümanın bir görevi de şükretmektir.

Şükür, gördüğümüz bir iyiliğe, iyilikle karşılık vermek, teşekkür etmek demektir. Yaradanımıza, bize verdiği sonsuz nimetlerinden dolayı memnunluğumuzu hareketlerimizle, ibadet ve dualarımızla dile getirmektir. Allah’ın verdiği nimetleri yerinde ve zamanında kullanmaktır.

Şükrün Çeşitleri:

Şükür, genel anlamda ele alınacak olursa, onu değişik bölümlere ayırmak mümkündür. Bize yapılan iyilikler, yardımlar değişik biçimlerde ve çeşitli yerlerden olabilir. Bu bakımdan şükretmeyi de değişik açılardan ele almamız gerekmektedir. Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

a) Allah’a Karşı Şükür: Rabbimizin nimetlerini saymaya kalksak rakamlarla ifade etmemiz güç olur. Nitekim Nahl Sûresi’nin 18’inci âyetinde şöyle buyurulur: “Allah’in nimetlerini birer birer saymaya kalksanız, imkânı yok sayamazsınız.”

Bizleri yoktan var eden Allah, aynı zamanda sayısız nimetlerle de donatmıştır. O’nun nimetlerine sahip olmak için başlangıçta hiçbir çaba harcamadığımız halde o bize daha dünyaya gelmeden sonsuz nimetler vermiştir : gören bir göz, işiten bir kulak, düşünen bir akılla donatmıştır. Dileseydi yerde sürünen bir akrep veya solucan yaratabilirdi.

Bizi varlıkların en üstünü olarak yarattıktan sonra da dünyadaki her şeyden faydalanmamızı istemiştir. Diğer varlıkları, rahatça yaşamamız için yaratmıştır.

Böyle yüce bir Yaratıcıya niçin şükredilmesin? Bizim şükrümüze, ibadetimize aslında O’nun hiçbir ihtiyacı yoktur. Fakat bizim insan olarak şükretmek görevimizdir O’na şükretmeyenler mutsuz insanlardır.

Bazı kişiler doymak bilmeyen bir ihtirasa sahiptirler Hayatlarından sürekli şikâyetçidirler. Hiçbir zaman kendilerinden alt seviyede olanlara bakmazlar. Hep yükseklerde olanları görürler ve daima sahip oldukları nimetlerin azlığından yakınırlar. Hattâ bazen Allah’a bile gücendiklerini söylerler. Kendi yaptıkları hatalardan doğan kötü sonuçları Allah’dan bilirler. Düşüncesizliklerini, Rabbimizin buyruklarına sürekli ters düştüklerini akıllarına bile getirmezler.

Bazı kişiler de sanki Allah her insana eşit bir şekilde nimet vermeye mecburmuş gibi Yaradan’a sitem ederler. Beni niçin zengin yapmadı, beni neden çok akıllı yaratmadı…gibi sözlerle Allah’a sitemde bulunurlar.

Bir sokağın başına dikilip hiçbir karşılık beklemeden ve hiçbir emek karşılığı olmadan herkese yardımda bulunan bir adam düşünün, bu adam yaptığı yardımı eşit dağıtmadığı zaman, az para alanlar “Bana neden az verdin? demeye hak kazanabilirler mi?

Elbetteki hiçbir emeğimiz ve hakkımız olmadığı halde, bize az veya çok yardım edene itiraz hakkımız olamaz. Olsa olsa teşekkür borcumuz olur. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi, bizim de Allah’a verdiği nimetlerden dolayı şükretmek bir kulluk borcumuzdur. “Neden daha çok vermedi? şeklinde şikayet etmek yerine “Sahip olduğum nimetler den de mahrum kalabilirdim” deyip, O’na hamt etmek daha çok nimetlere sahip olmaya çalışmak Müslümanın belirgin özelliğidir.

Bu özelliği taşıyanlara Rabbimiz, bakın nasıl müjde veriyor:

Eğer şükreder iman ederseniz, Allah sizi niçin azaba uğratsın?‘ (Nisa, 4/147) “Bir başka âyette de şükredenleri Allah, kendi katından müzel bir şekilde mükafatlandıracağını haber veriyor: Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (Al-i İmran, 3/145)

b) Peygamberimize Şükür: Peygamberler Peygamberi, insanların en üstünü Hz. Muhammed Mustafa’dır. O, hayatı boyunca, insanların iyiliği için çalışmış, didinmiştir. Bütün insanların Müslüman olarak bataklıktan kurtulmaları için Allah’a daima dua etmiştir. İnat edenler, sabit fikirliler hariç, herkes O’nun gösterdiği yolda huzur bulmuştur.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen bu büyük Peygambere çok şeyler borçluyuz. O’nun hayatını iyice öğrenmek O’na teşekkürdür. Söz ve davranışlarını, kendi söz ve davranışlarımıza örnek almak, O’na karşı teşekkür borcumuzu ödemek demektir.

Adını saygıyla anmak, kalbimizde O’na sevgi beslemek. ismini andığımız ya da duyduğumuz zaman “Sallallâhü Aleyhi ve Sellem” (Allah’ın selâmı O’na olsun, Allah O’nun şânını yüceltsin) demekle de O’na şükran borcumuzu ödemiş oluruz.

c) Anne-Baba ve Bütün insanlara Karşı Şükür: Büyüklerimize saygıyla davranmak, daima iyilik yapmaya çalışmak da bir nevi şükürdür.

Peygamber Efendimiz, “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmiş olmaz” buyuruyor. Yalnız başımıza yaşamamız mümkün değildir. Anne, baba ve çevremizde. ki insanların bize birçok iyilikleri vardır. Bunlara sözle teşekkür etmek, davranışlarla da yeri geldiği zaman güzel bir şekilde iyilik yapmak şükran borcumuzu ödemek demektir.

Hele anne ve babaya karşı ne kadar teşekkür etsek azdır. Onların bizim üzerimizdeki hakları hiçbir zaman gerçek anlamda ödenemez. Onun için dinimiz anne ve babaya daima iyi davranmayı, onları hiç kırmamayı, “öf” bile dememeyi emrediyor.

d) Sağlığın, Mal ve Servetin Şükrü: Rabbimiz  her insanı eşit nimetlerle yaratmıştır. Kimi insan sağlı sağlıksız, bazıları fakir, bazıları ise zengindir. Bizim vazifemiz içinde bulunduğumuz duruma şükretmek ve daha iyiye daha ileriye kavuşabilmek için çalışmaktır.

Verdiği sağlık nimetinden dolayı Rabbimize “Ham olsun. Ya Rabbi! Beni sıhhat ve afiyetle yaşatıyorsun demek yeterli değildir. “Şükürler olsun Allahım! Bana bol servet verdin. Ben de istediğim gibi harcıyorum keyfime bakıyorum. Dünyada rahatça yaşıyorum “demek gerçek şükür değildir.

Sağlığın şükrü, hastaları ziyaret etmek, ihtiyaçlarını gidermek, hizmetlerine koşmaktır.

Meselâ yolda gördüğümüz, gözü görmeyen birini karşıya geçirmek, gideceği yere kadar götürmek Allah’ın bize verdiği göz nimetinin şükrüdür. Yaşlı bir kişiye yer vermek, her konuda ona yardımcı olmak, genç olmanın şükrüdür.

Fakirlerin ihtiyaçlarını gidermek, onların haysiyetlerini kırmayacak şekilde yardım elimizi uzatmak, çevremizde ki, akrabalarımızdaki fukaraları daima görüp gözetmek, yediklerimiz ve giydiklerimizden onlara da vermek zenginliğin şükrüdür.

Mal ve servet sahipleri sadece kendilerini düşünür, bu serveti veren Allah’a şükran borçlarını çevrelerindekiler yardım ederek ödemezlerse, o toplumda huzursuzlukla ortaya çıkar. Zengin-fakir çatışmaları olur.

Sonuç olarak:

Allah Yüce Kitabımızda şöyle buyuruyor: “Allah’ın size çeşitli nimetler vererek iyilikte bulunduğu gibi sizde başkalarına iyilikte bulunun.”

Mülk Süresi’nde de “Ey Muhammed! De ki: Sizi yaratan, size kulak, gözler, gönüller veren O’dur. Ne az şükredersiniz?” buyurur.

Ünlü bilgin Mevlâna da bir şiirinde şöyle der:

“Allah insana bir baş vermiştir. O’na şükran borcunu ödemek için secde etmemizi istemiştir. Ayak vermiştir. Teşekkür borcu olarak namazda dikilmemizi istemiştir.”

Gerçekten Rabbimiz, verdiği sonsuz nimetlere karşılık bizden çok az bir ibadet istemiştir. Böylece şükran borcumuzu ödememizi arzu etmiştir.

Acaba Müslüman olarak, gerçek anlamda O’na şükredebiliyor muyuz? Sayısız nimetlerine karşılık, çok az olsun şükür borcumuzu yerine getirmeye çalışıyor muyuz?

Müslüman, Allah’a bağlanıp, güvenmelidir. Verdiği nimetlere şükretmelidir. Söz ve davranışlarıyla başkalarını da memnun ederek, Rabbinin buyruklarını yerine getirmeye çalışmalıdır.

Paylaş

Yorumlar