Salât-ü Selam Nedir? Nasıl Salavat Getirilir?

0

Salât-ü Selam Nedir? Nasıl Salavat Getirilir?

Salât-ü Selam kelimelerinden oluşan “salât-u selam” terkibi, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) için okunan ve Allah’ın rahmet ve selamının onun üzerine olması dileğini ifade eden dualara denir.   Resul-i ekrem Efendimize (s.a.v)  Allah Azze ve celle nin salât etmesi, rahmet etmesi; meleklerin salât etmesi, şanının yüceltilmesini dilemeleri; müminlerin salât etmesi ise, dua etmeleri anlamını ifade eder.

Efendimiz SAS buyurmuşlar ki:

 (Men serrahû en yelkallàhe azze ve celle gaden rádiyen, felyüksiru’s-salate aleyye) (1)

Peygamber  Efendimize  (s.a.v) salâtu selâm getirmenin faziletleri, mükafatları, ecirleri çok fazla ama, burada da bir başka güzel yönünü öğrenip sevineceğiz. İnşaallah, Peygamber Efendimiz’e salavat daha da çok yapacağız. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

(Men serrahú) “O kimse ki, onu sevindirir, (en yelka’llàhe azze ve celle) kendisinin aziz ve celil olan Allah’a mülaki olması, Allah’ın huzuruna varması, Allah’ın huzuruna varıp ona kavuşması… (Gaden râdiyen) Yarın, yâni ahirette, Allah kendisinden razı bir vaziyette karşılaşmayı kim severse…” 

Toparlayalım: “Kim yarın rûz-u mahşerde. Allah’ın kendisinden razı olduğu bir güzel durumla. Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna varmayı, ona kavuşmayı severse, arzu ederse, temenni ederse: (felyüksiru’s-salate aleyye) bana salatu selamı çok eylesin!” diye tavsiye buyuruyor Peygamber  Efendimiz (s.a.v) .

Salât-ü Selam kısa okunuşu

Biliyorsunuz salât ü selâmın çok çeşitleri var. En kısası:

Salât-ü Selam

Salât-ü Selam

( A’llàhümme salli alâ seyyidinâ muhammed. )
Daha kısası:

(Aleyhi’s-selam) “Ona selam olsun!” demek. Mûsâ (a.s), İsâ (a.s), Muhammed  (s.a.v) Hiç olmazsa en kısası söylenmeli!..

Peygamber Efendimiz’in ismi anıldığı halde, salât ü selâm getirmeyen cimridir. Peygamber  Efendimiz (s.a.v) onun bahil, cimri olduğunu, öyle sayılacağını bildiriyor. Salât ü selâm getirmek lâzım! Uzunları var, anlamı çok heyecanlandırıcı, duygulandırıcı olanları var. Namazları bitirdiğimiz zaman okuduğumuz Salâten tüncina, Salât-ı Münciye deniliyor; çok güzel anlamı olan bir salat ü selâm…

Daha başka salavat çeşitleri var. Salât-ı Münferice var, Daha başka çeşitleri var. Ama kısa veya uzun, hacmi küçük veya büyük, hangi çeşitte olursa olsun salât ü selâm getirmek, Allah’ın emri olduğu için yerine getirilmesi gereken önemli bir vazife…

Kur’an-ı Kerim’de:

إِنَّ اللهََّ وَمَلََ ئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِ يِّ ، يَ اأَيُّ هَا الَّ ذِينَ آمَنُوا صَلُّو ا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا (الأ حزاب: ٥٦)

(İnna’llàhe ve melaiketehủ yusallûne ale’n-nebiyy, ya eyyühe’llezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîma.) [Allah ve melekleri. Peygamber’e çok salevât getirirler. Ey mü’minler, siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin!] (Ahzab, 33/56) buyruluyor.

 

Onun için, yüz defa salât ü selâmı her gün söylersiniz. Ayrıca, cuma günü salât ü selâmın çok yapılması da Peygamber Efendimiz’in tavsiyesi olduğundan, cuma günleri de bin tane yapılması çok faziletlidir.

 

Demek ki insan, Peygamber  Efendimiz’e (s.a.v)  salat ü selâmı çok ederse, yarın Cenâb-ı Hakk’a onun kendisinden razı olduğu bir şekilde mülaki olur, karşılaşır. Bu çok büyük bir devlet, çok büyük bir nimettir.

Salat-ü Selam Getirmenin Faziletleri

En fazîletli zikirlerimizden biri salavât-ı şerîfedir. Mü’min, Allâh Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e ne kadar salât ü selâm getirirse, o nisbette mânen istifâde eder. Çünkü Efendimiz’in Allâh katındaki kıymeti çok yüksektir.

Her şeyden önce bizzat Rabbimiz, Allah Resûlü’ne salât ederek onu rahmet, rızâ ve hoşnutluğu ile yüceltmiş ve bize de böyle yapmamızı emretmiştir.

Resûlullâh (s.a.v)’e selâm verdiğimiz yerlerden birisi, namazda okuduğumuz Tahiyyât’tır. Rivâyet edildiğine göre Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Mîrâc gecesi Rabbimi kalb gözüyle gördüm. Hak Teâlâ Hazretleri bana:

«–Konuş benimle ey Habîbim!» buyurdu. Ben hayretten donakaldım. Sonra Allâh Teâlâ benim gönlüme ilhâm etti de ben:

اَلتَّحِيَّاتُ لِلّٰهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ

«Hamd ü senâ gibi kavlî; namaz, oruç gibi fiilî ve zekât gibi mâlî bilcümle ibâdetler, Hak -celle ve alâ- Hazretleri’ne mahsustur.» dedim.

Bunun üzerine Allâh Teâlâ:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ

«Ey Nebiyy-i Muhterem! Allâh’ın selâmı, rahmeti ve bütün bereketleri Sen’in üzerine olsun.» buyurdu.

Ben de mukâbele ederek:

اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللّٰهِ الصَّالِحِينَ

«Allâh’ın selâmı bizim ve Allâh’ın bütün sâlih kulları üzerine olsun.» dedim. Allâh Teâlâ da:

«–Ey Resûlüm, Ben Cebrâîl’i bile aramızdan çıkardım. Sen ümmetini aramızdan çıkarmadın.» buyurdu. Cenâb-ı Hakk’ın bu latîfesini duyan Cebrâîl -aleyhisselâm- da:

أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللّٰهَ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ

«Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka kulluğa lâyık hiçbir ilâh yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammedü’l-Emîn, O’nun kulu ve Resûlü’dür.» diyerek şehâdette bulundu.” (Bkz. Kurtubî, III, 425)

1- ( İbn-i Adiy, Kamil fid-Duafá, c.V, s.18: Cürcânî, Tarih-i Cürcan; c.I, s.404,)

Paylaş

Yorumlar