Şakk-ı Sadr Hadisesi Nedir?

0

Şakk-ı Sadr ne demektir? Peygamber (s.a.v.) Efendimizin çocukken yaşadığı “Şakk-ı Sadr” hadisesi nedir?

Şakk-ı Sadr, Resul-i Ekrem Efedimizin (s.a.v.) göğsünün melekler tarafından açılıp kalbinin üstün niteliklerle bezenmesini ifade eder.

Peygamberimizin Kalbinin Açilmasi İle İlgili Ayet-i Kerime

İnşiras Sûresi 1. ayet-i kerimesinde “(Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” buyrulmaktadır.

Senin kalbini açıp genişletmedik mi?” diye çevirdiğimiz 1. âyetteki “şerh-i sadr” kavramını Râgıb el-İsfahânî, “kalbin ilâhî bir nur ile Allah Azze ve celle tarafından bir huzur ve sükûnet, bir rahatlık ile genişletilmesi” şeklinde açıklamıştır (el-Müfredât, “şrh” md.). Hz. Peygamber’in kalbinin açılıp genişletilmesi ifadesini, Zümer sûresinin 22. âyeti de dikkate alındığında, onun beşerî idrak kapasitesinin vahiy ile arttırıldığına ve âzami seviyeye çıkarıldığına işaret olarak anlamak uygun olur.

Zümer Sûresi’nin 22. âyeti şöyle buyrulmaktadır: “Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler.”

Şakk-ı Sadr Hadisesi Nedir?

Şakk-ı Sadr Hadisesi Nedir?

Şakk-ı Sadr Nedir?

İsra ve Mi’rac gecesi şakk-ı sadr olayının meydana geldiği birçok kaynakta bildirilmektedir. Rasulullah Mekke’deyken, İsra ve Mi’rac gecesi, Cebrail (a.s.) gelip, Hz. Peygamber’in göğsünü yarmış, kalbini çıkarmış; zemzem suyu ile yıkadıktan sonra
hikmet ve iman dolu altın bir tas ile Rasulullah’ın kalbine iman ve hikmeti doldurmuş, tekrar yerine yerleştirmiştir. Daha sonra Burak isminde binek getirilmiş ve Rasulullah buna binmiştir. (1)

Bir görüşe göre şakk-ı sadr Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatında bir defa çocuklukta, bir defa da Mi’rac’a giderken olmak üzere iki defa meydana gelmiştir. (2) İslam alimlerinin birçoğu İsra ve Mi’rac gecesi şakk-ı sadr hadisesinin meydana geldiğini kabul etmekle birlikte, Rasulullah’ın ömründe bu hadisenin birkaç defa geçtiği kanaatindedirler. (3)

Hz. Peygamber’in hayatında beş kez şakk-ı sadr hadisesinin meydana geldiği de söylenmektedir ve bunlar maddeler halinde şöyle ifade edilmiştir:

1- Rasullullah (s.a.v.) dört veya beş yaşlarındayken sütannesi Halime’nin
yanında bulunduğu sıralarda meydana gelmiştir.
2- Hz. Peygamber on yaşındayken meydana gelmiştir.
3- Hz. Peygamber yirmi yaşındayken meydana gelmiştir.
4- Hz. Cebrail’in ilk ziyaretinde vuku bulmuştur.
5- İsra ve Mi’rac hadisesi esnasında vuku bulmuştur. (4)

İbn Kesir bu konuda şöyle der: “O gece, İsra’ya gitmeden önce göğsü yarılıp kalbi çıkarılarak ikinci kez -bir kavle göre üçüncü kez- yıkanmıştı. Çünkü o, yüce alemlere ve Allah’ın huzuruna davet edilmişti.” (5)

Hz. Peygamber dört-beş yaşlarına kadar sütannesinin yanında kalmıştır. Kaynaklarda Hz. Peygamber sütkardeşleriyle kuzu otlatırken yanına beyaz elbiseli iki adamın geldiği, Rasullullah’ın göğsünü yardıkları ve kalbini dışarı çıkardıkları, kalbinin
şeytana ait olan kısmını çıkarıp attıkları ve semavi bir su ile yıkadıktan sonra tekrar yerine yerleştirdikleri ifade edilmektedir.347 Bu sırada Rasullullah’ın Sa’d oğulları yurdunda bulunduğu da bilgiler arasındadır. (6)

İbn Hacer şakk-ı sadr ile ilgili şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: “Çocukluk döneminde olan şakk-ı sadr olayından sonra Rasulullah (s.a.v.), şeytanın tasallutundan en mükemmel bir şekilde korunmuş bir halde yaşamıştır. Sonra bi’set anında şakk-ı sadr olmuş; bununla Hz. Peygamber’in kendisine vahyedilen şeyleri güçlü bir kalple ve son derece temiz bir halde elde edebilmesi hedeflenmiştir. Semaya yükselmenin murad edildiği sırada vaki olan şakk-ı sadr ise, münacata hazırlamak ve onun heybetini hissettirmek içindir.” (7)

Ramazan el-Buti şakk-ı sadrı şöyle yorumlamaktadır: “Bu hadise Rasullullah’ın vücudunda bulunan şer guddesinin kökünden kazınması değildir. Çünkü şerrin kaynağı vücuttaki bir gudde (bez) veya vücudun bazı bölgelerindeki bir kan pıhtısı olsaydı, elbette şerli bir kimsenin cerrahi bir ameliyatla hayırlı bir kişi olması mümkün olurdu. Fakat öyle gözüküyor ki asıl hikmet; Rasulullah’ın durumunu bildirmek, onu çocukluğundan beri vahiy ve günahsızlık için hazırlanmasındadır. Bu durum halkın ona iman etmesine ve onun risaletini tasdik etmesine daha uygun düşer. Bu duruma göre o ameliyat manevi temizlik operasyonudur. Fakat o ameliyatta halkın gözlerinin önünde ilahi bir ilan olsun diye, maddi duyularla idrak edilen bir şekil kullanıldı. Bu hadisenin hikmeti ne olursa olsun, hadisenin haberi sahih bir şekilde sabit olduğuna göre; zahir ve hakiki manasından uzaklaşarak, manasız, yapmacık ve kafadan atma bir te’vil çıkarmak için bir takım gayretlere girmek gereksizdir.”(8)

Adem Apak ise bu olayın maddi bir operasyon değil manevi bir şakk- sadr olduğunu düşünenlerin de bulunduğunu söylemekte ve şunları ifade etmektedir: “Siyer kaynaklarında bu iş cerrahi bir operasyon gibi anlatılmış ve İnşirah Suresi’nde geçen “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi” ifadesi delil olarak gösterilmiştir. Ancak bu surede geçen şakk-ı sadrdan ğöğsün yarılması değil, manevi anlamda göğsün açılmasının kastedildiği, bununla da Allah tarafından, peygamberlik görevini nasıl yerine getireceğine dair endişeler taşıyan Hz. Peygamber’in korkularının ona genişlik verilerek giderilmesi, gönlünün arıtılması ve ferahlığının sağlanmasının anlaşılması gerektiği, dolayısıyla bu olayın maddi bir ameliyat değil, manevi bir faaliyet, olduğu da ileri sürülmüştür.”(9)

Ö. Rıza Doğrul da şakk-ı sadrın manevi anlam ifade ettiğini durumun şerh-i sadr anlamında olduğunu yani, kalbe ferahlık, inşirah vermek gibi anlam ifade ettiğini, söylemektedir. (10)

Kaynakça:

(1)  Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, II, 379; İbn Seyyidi’n-Nâs, Uyûnü’l-Eser, I, 247; İbn Kesîr, Tefsir,
III, 9; el-Bidâye ve’n- Nihâye, III, 111; Zehebî, Tarîhu’l-İslâm, I, 632; Hamidullah, Muhammed, İslam
Peygamberi, I, 134.

(2)  Zehebî, Tarîhu’l-İslâm, I, 499. 344 İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n- Nihâye, III, 111; Süyûtî, el-İsrâ ve’l-Mi’râc, s. 65.

(3) Doğrul, Ö. Rıza, Asr-ı Saadet, c. II, s. 462-463.

(4) İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n- Nihâye, III, 111.

(5) Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, I, 134; Apak, Adem, Anahatlarıyla İslam Tarihi, I, 124.

(6)  Zehebî, Târihu’l-İslâm, I, 497-498; el-Bûti, M. Said Ramazan, Fıkhu’s-siyre, s.68; Halil, İmadüddin,
Muhammed Mustafa, s. 44.

(7) İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, VIII, 203.

(8) el-Bûti, M. Said Ramazan, Fıkhu’s-siyre, s.71-72.

(9) Apak, Adem, Anahatlarıyla İslam Tarihi, I, 124.

(10) Doğrul, Ö. Rıza, Asr-ı Saadet, II, 470-472.

Paylaş

Yorumlar