Sad Suresi Hakkında, Konusu, Nuzül Sebebi, Fazileti Hakkında Bilgi

0

Sad Suresi Hakkında Bilgi

SÂD SÜRESİ

Kur’an-ı Kerim’in 38. suresidir. Arab alfabesindeki “Sad” harfi ile başladığı için bu adı almıştır. Mekke’de nazil olup 88. ayettir.

“Şerefli Kur’an’a yemin ile başlayan Sad süresinde Hz. Muhammed (s.a.v)’in Allah’ın birliğini savunmasını ve Kur’an-Kerim’in ona nazil edilmesini kabullenmek istemeyen inkarcıların adanmışlıkları ve güçsüzlükleri anlatılarak Hz. Peygamber’e sabır tavsiye edilir. Davud Peygamber’in Allah’a bağlılığı hükümranlığı ve adaleti anlatılır. Alemin boş yere yaratılmadığı iyilerle bozguncuların bir tutulamayacağı, Kur’an’ın ayetleri üzerinde düşünmenin önemi ifade edilir. Süleyman, İlyas, Elyesa’ ve Zü’l-Kifl gibi peygamber ve ulu kişilerin meziyetlerine işaret edilir. Bu gibi takva sahibleri ve hayırlı insanların uhrevi mükafaatları, buna karşılık azgınların cezaları anlatılır. İnsanın yaratılışına ve şeytanın isyanına işaret edilir. Sure, Kur’an-ı Kerim’in bir uyarıcı olduğunu ve onun bildirdiklerinin mutlaka gerçekleşeceğini anlatan ayetlerle sona erer.

Sad Suresi Türkçe Okunuşu

1. Sad vel kur’ani ziz zikr
2. Belillezıne keferu fı ızzetiv ve şikkak
3. Kem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hıyne mens
4. Ve cabu en caehüm münzirun minhüm ve kalel kafirune haza sahırun kezzab
5. E cealel alihete ilahev vahıda inne haza le şey’üy ucab
6. Ventalekal melaü minhüm enimşu vasbiru ala alihetiküm inne haza le şey’üy yürad
7. Ma semı’na bihaza fil milletil ahırah in haza illahtilak
8. E ünzile aliyhiz zikru mim beynina bel hüm fı şekkim min zikrı bel lemma yezuku azab
9. Em ındehüm hazinü rahmeti rabbikel azızil vehhab
10. Em lehüm mülküs semavati vel erdı ve ma beynehüma feyerteku fil esbab
11. Cündüm ma hünalike menzumüm minel ahzab
12. Kezzebet kablehüm kavmü nuhıv ve adüv ve fir’avnü zül evtad
13. Ve semudü ve kavmü lutıv ve ashabül eykeh ülaikel ahzab
14. İn küllün illa kezzeber rusüle fe hakka ıkab
15. Ve ma yenzuru haülai illa sayhatev vahıdetem ma leha min fevak
16. Ve kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hısab
17. Isbir ala ma yekulune veskür abdena davude zel eyd innehu evvab
18. İnna sehharnel cibale meahu yüsebbıhne bil aşiyyi vel işrak
19. Vettayra mahşurah küllül lehu evvab
20. Ve şededna mülehu ve ateynahül hıkmete ve faslel hıtab
21. Ve hel etake nebeül hasm iz tesevverul mıhrab
22. İz dehalu ala davude fe fezia minhüm kalu la tehaf hasmani beğa ba’duna ala ba’dın fahküm beynena bil hakkı ve la tüştıt vehdina ila sevais sırat
23. İnne haza ehıy lehu tis’uv ve tis’une na’cetev ve liye na’cetüv vahıdetün fe kale ekfilnıha ve azzenı fil hıtab
24. Kale le kad zalemeke bi süali na’cetike ila niacih ve inne kesıram minel huletai le yebğıy ba’duhüm ala ba’dın ilellezıne amenu ve amilüs salihati ve kalılüm ma hüm ve zanne davudü ennema fetennahü festağfera rabbehü ve harra rakiav ve enab
25. Fe ğaferna lehu zalik ve inne lehu ındena le zülfa ve husne meab
26. Ya davudü inna cealnake hhalıfeten fil erdı fahküm beynen nasi bil hakkı ve la tettebiıl heva fe yüdılleke an sebılillah innellezıne yedıllune an sebılillahi lehüm azabün şedıdüm bima nesu yevmel hısab (24. Ayet secde ayetidir.)
27. Ve ma halaknes semae vel erda ve ma beynehüma batıla zalike zannüllezıne keferu fe veylül lillezine keferu minen nar
28. Em nec’alüllezıne amenu ve amilus salihati kel müfsidıne fil erdı em nec’alül müttekıyne kel füccar
29. Kitabün enzelnahü ileyke mübarakül li yeddebberu ayatihı ve li yetezekkera ülül elbab
30. Ve vehebna li davude süleyman nı’mel abdinnehu evvab
31. İz urida aleyhi bil aşiyyis safinatül ciyad
32. Fe kale innı ahbebtü hubbel hayri an zikri rabbı hatta tevarat bil hıcab
33. Rudduha aleyy fe tafika mesham bis sukı vel a’nak
34. Ve le kad fetenna süleymane ve elkayna ala kürsiyyihı ceseden sümme enab
35. Kale rabbığfir lı veheb li mülkel la yembeğıy li ehadim mim ba’di inneke entel vehhab
36. Fe sehharna lehür rıha tecrı bi emrihı ruhaen haysü esab
37. Veş şeyatıyne küllü bennaiv ve ğavvas
38. Ve aharıne mükarranıne fil asfad
39. Haza ataüna femnün ev emsik bi ğayri hısab
40. Ve inne lehu ındena le zülfa ve husne meab
41. Vezkür abdena eyyub iz nada rabbehu ennı messeniyeş şeytanü bi nusbiv ve azab
42. Ürkud bi riclik haza muğteselüm baridüv ve şerab
43. Ve vehebna lehu ehlehu ve mislehüm meahüm rahmetem minna ve zikra li ülil elbab
44. Ve huz biyedike dığsen fadrib bihu ve la tahnes inna vecednahü sabira nı’ mel abd innehu evvab
45. Vezkür ıbadena ibrahıme ve ishaka ve ya’kube ülil eydı ve ebsar
46. İnna ahlasnahüm bi halisatin zikrad dar
47. Ve innehüm ındena le minel müstefeynel ahyar
48. Vezkür ismaıyle vel yesea ve zel kifl ve küllüm minel ahyar
49. Haza zikr ve inne lil müttekıyne le husne meab
50. Cennati adnim müfettehatel lehümül ebvab
51. Müttekiıne fıha yed’une fıha bi fakihetin kesırativ ve şerab
52. Ve ındehüm kasıratüt türfi etrab
53. Haza ma tuadune li yevmil hısab
54. İnne haza le rizkuna ma lehu min nefad
55. Haza ve inne lit tağıyne le şerra meab
56. Cehennem yaslevneha fe bi’sel mihad
57. Haza fel yezukuhu hamımüv ve ğassak
58. Ve aharu min şeklihı ezvac
59. Haza fevcüm muktehımüm meaküm la merhabem bihim innehüm salün nar
60. Kalu bel entüm la merhabem biküm entüm kaddemtümuhü lena fe bi’sel karar
61. Kalu rabbena men kaddeme lena haza fezidhü azaben dı’fen fin nar
62. Ve kalu ma lena la nera ricalen künna neuddühüm minel eşrar
63. Ettehaznahüm sıhriyyen em zağat anhümül ebsar
64. İnne zalike le hakkun tehasumü ehlin nar
65. Kul innema ene münziruv ve ma min ilahin illellahül vahıdül kahhar
66. Rabbüs semavati vel erdı ve ma beynehümel azızül ğaffar
67. Kul hüve nebün azıym
68. Entüm anhü mu’ridun
69. Ma kane liye min ılmin bil meleil a’la iz yahtesımun
70. İy yuha ileyye illa ennema ene nezırum mübın
71. İz kale rabbüke lil melaiketi innı halikum beşeram min tıyn
72. Fe iza sevveytühu ve nefahtü fıhi mir ruhıy fekau lehu sacidın
73. Fe secedel melaiketü küllühüm ecmeun
74. İlla iblıs istekbera ve kane minel kafirın
75. Kale ya iblısü ma meneake en tescüde li ma halaktü bi yedeyy estekberte em künte minel alın
76. Kale ene hayrum minh halaktenı min nariv ve halaktehu min tıyn
77. Kale fahruc minha fe inneke racım
78. Ve inne aleyke la’netı ila yevmid dın
79. Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yüb’asun
80. Kale fe inneke minel münzarın
81. İla yevmil vaktil ma’mum
82. Kale fe bi ızzetike le uğviyennehüm ecmeıyn
83. İlla ıbadeke minhümül muhlesıyn
84. Kale fel hakku vel hakka ekul
85. Le emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhüm ecmeıyn
86. Kul ma es’elüküm aleyhi min ecriv ve ma enen minel mütekellifın
87. İn hüve illa zikrul lil alemın
88. Ve le ta’lemünne nebeehu ba’de hıyn

 

Sad Suresinin Anlamı

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1. Sãd. Öğüt ve uyarı dolu o şerefli Kur’an’a yemin olsun ki, tek kurtuluş yolu İslâm yoludur!
2. Ne var ki, inkâra saplananlar, bu uyarıya kulak verecek yerde büyük bir gurur, kibir içinde ve Peygamber’e sürekli muhâlefet hâlindedirler.
3. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Azabımız başlarına inince pişmanlık içinde ne çığlıklar, ne feryatlar kopardılar. Oysa artık zaman, kaçış ve kurtuluş zamanı değildi.
4. Kendilerine aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da o kâfirler şöyle dediler: “Bu bir sihirbâz, Allah’a iftirâ atan büyük bir yalancı!”
5. “O kadar çok ilâhımızı bir tek ilâh mı yapacakmış? Ne tuhaf şey bu böyle!”
6. İçlerinden önde gelenler derhal harekete geçip: “Ey ahali!” dediler, “Haydi yürüyün, gösteri yapın! İlâhlarınıza bağlılıkta direnin! Sizden istenen de, yapılması gereken de budur!”
7. “Biz, bu tek ilâh iddiasını zamanımızdaki inanç sistemlerinin hiçbirinde duymadık. Bu uydurmadan başka bir şey değil!”
8. “Tuhaf! Aramızda başka kimse bulunamamış da kitap Abdülmuttalib’in yetîmine mi inmiş?” Hayır, hayır! Gerçek şu ki, onların senin doğruluğun aleyhinde söyleyecekleri hiçbir şey yok. Fakat onlar benim kitabımdan tam bir şüphe içindeler. Doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar!
9. Yoksa karşı konulamaz kudreti sahibi ve bütün nimetlerin bağışlayıcısı olan Rabbinin rahmet hazineleri onların mı yanında?
10. Veya göklerin, yerin ve bunlar arasındaki her şeyin mutlak mülkiyet ve hâkimiyeti onlara mı ait? Öyleyse sebep ve vasıtalarına sarılıp göklere yükselsinler de kâinatı oradan idâre etsinler, vahyi de istediklerine indirsinler!
11. Aslında onlar, peygambere karşı gelen çeşitli topluluklardan oluşmuş, şuracıkta bozguna uğratılacak bölük-pörçük döküntü bir gürûhtur.
12. Onlardan önce de Nûh kavmi, Âd ve güçlü saltanat sahibi Firavun da peygamberlerini yalanlamıştı.
13. Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar, peygamberlerine karşı güç birliği yapmış topluluklardı.
14. Hepsi de peygamberleri kesinlikle yalanladı ve bu yüzden hak ettikleri şiddetli cezam, başlarına patlayıverdi.
15. Şunlar da şimdi, gelip çattığında bir an bile ertelenmesi mümkün olmayan korkunç bir çığlıktan başka ne bekliyorlar!
16. Bir de alaylı alaylı: “Rabbimiz! Hesap günü gelmeden önce bize azaptan düşen payımızı hemen veriver!” diyorlar.
17. Rasûlüm! Onlar ne derse desinler sen sabret ve güçlü kuvvetli kulumuz Dâvûd’u hatırla. O, tam bir teslimiyet ve samimiyetle sürekli Allah’a yönelen bir kimseydi.
18. Biz, dağları onun emrine verdik de, akşam sabah onunla birlikte Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini tesbih ederlerdi.
19. Etrafında toplanan kuşları da. Hepsi birden tesbih, duâ ve yakarışlarla Allah’a yönelir, O’nun iradesine boyun eğerlerdi.
20. Biz onun hâkimiyetini güçlendirdik; kendisine hikmet, nübüvvet, adâletle hükmetme ve yerli yerince söz söyleme kâbiliyeti verdik.
21. Rasûlüm! Sana o dâvacıların haberi ulaştı mı? Hani onlar duvardan tırmanarak Dâvûd’un husûsî makam odasına dalıvermişlerdi.
22. Yanına izinsiz girdikleri için, Dâvûd onlardan korktu. “Korkma!” dediler, “biz biri diğerine haksızlık yaptığını iddia eden iki dâvalıyız. Aramızda adâletle hükmet, haktan uzaklaşma ve bize doğru yolu göster.”
23. İçlerinden biri meseleyi arzetti: “Şu adam benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise sadece bir koyunum var. Böyleyken “Onu da bana ver” dedi ve tartışmada baskın çıktı.”
24. Dâvûd dedi ki: “Bu adam, senin tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık yapmıştır. Doğrusu aralarında ticârî ortaklık bulunanların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Ancak iman edip sâlih ameller işleyenler müstesnâ; ama onlar da ne kadar azdır.” Dâvûd, kendisini imtihan ettiğimizi anladı ve derhal Rabbinden bağışlanma diledi, eğilerek secdeye kapandı ve bütün içtenliğiyle Allah’a yöneldi.
25. Biz de onu bağışladık. Onun yanımızda bir yakınlığı, değeri ve güzel bir geleceği vardır.
26. Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halîfe yaptık. Öyleyse sen de insanlar arasında hak ve adâletle hükmet. Nefsinin arzu ve tamayüllerine uyma ki, bunlar seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlara gelince, hesap gününü unutmaları sebebiyle, onlara pek şiddetli bir azap vardır.
27. Biz göğü, yeri ve bunların arasında bulunan şeyleri boşuna, gâyesiz ve insanlar Allah’ın emrini bırakıp kendi arzularına göre davranabilsinler diye yaratmadık. Böyle bir düşünce, sadece inkârcıların zannından ibarettir. Girecekleri cehennem ateşinden dolayı vay hâline o kâfirlerin!
28. Yoksa biz iman edip sâlih ameller işleyenlere, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla aynı muâmeleyi mi yapacağız? Yahut kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınanları, günah işleyip yoldan çıkanlarla bir mi tutacağız?
29. Bu Kur’an feyiz ve bereket yüklü öyle şerefli bir kitaptır ki, onu sana, insanlar âyetleri üzerinde derin ve etraflıca düşünsünler ve temiz akıl sahipleri ondan gereken ders ve öğüdü alsınlar diye indiriyoruz.
30. Biz, Dâvûd’a Süleyman’ı lutfettik. O ne güzel bir kuldu. Gerçekten o, tam bir teslimiyet ve samimiyetle sürekli Allah’a yönelir dururdu.
31. Bir ikindi vakti ona, tek ayağını tırnağı üzere kaldırıp diğer üç ayağı üzerinde duran ve süratli koşan safkan atlar arz edilmişti.
32. Süleyman: “Benim bu atlara ve güzel şeylere olan sevgim, ancak bana Rabbimi hatırlattıkları ve O’nun adını yaymaya hizmet ettikleri içindir” dedi. Ve atlar koşup, tozdan perdelerin arkasında görünmez oluncaya kadar onları hayranlıkla seyretti.
33. Ardından, “Onları bana geri getirin” diye emretti. Atlar gelince, onların bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
34. Biz Süleyman’ı da imtihan ettik ve onu tahtı üzerinde âdeta ruhsuz bir ceset hâlinde bıraktık. Sonra o bize yöneldi.
35. Şöyle yalvardı: “Rabbim beni bağışla ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir mülk ve saltanat ihsân eyle! Şüphesiz bütün nimetleri bağışlayan, lutufları bol olan yalnız sensin!”
36. Bunun üzerine biz de rüzgârı onun hizmetine verdik. Rüzgâr onun emriyle istediği yere tatlı tatlı eserdi.
37. Binalar kuran, dalgıçlık yapan şeytanları da emrine boyun eğdirdik.
38. Ayrıca demir zincirlerle birbirlerine bağlanmış daha nice yaratıkları da…
39. Şöyle buyurduk: “Bu nimetler, sana bizim armağanımızdır. İstersen sen de bundan başkalarına verebilirsin, istersen elinde tutarsın; her iki durumda da sana hesap sorulmayacak!”
40. Doğrusu, onun yanımızda bir yakınlığı, değeri ve güzel bir geleceği vardır.
41. Rasûlüm! Kulumuz Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine: “Şeytan bana hastalığım sebebiyle yorgunluk, bitkinlik ve acı vermektedir” diye serzenişte bulundu.
42. Ona: “Ayağını yere vur. İşte sana yıkanacağın, içip şifa bulacağın serin bir su!” dedik.
43. Katımızdan bir rahmet ve selim akıl sahipleri için bir öğüt olmak üzere biz ona ailesini ve bir o kadarını daha bağışladık.
44. Eyyûb’un yemini vardı. Ona: “Eline bir demet sap al, onunla hanımına vur da yemini bozma” dedik. Gerçekten biz onu sıkıntılara karşı sabırlı bulduk. O ne güzel bir kuldu. Doğrusu o, tam bir teslimiyet ve samimiyetle sürekli Allah’a yönelir dururdu.
45. Rasûlüm! Kuvvet, sağlam bir irade, derin bir görüş ve anlayış sahibi kullarımız İbrâhim, İshâk ve Yâkub’u da hatırla.
46. Biz onları, özellikle âhiret yurdunu düşünen ihlâslı kimseler kıldık.
47. Hiç şüphesiz onlar bizim katımızda seçkin, tertemiz ve hayırlı kullardandı.
48. İsmâil’i, Elyesa‘ı, Zülkifl’i de hatırla. Onların hepsi de hayırlı insanlardı.
49. Bunlar bir öğüttür, hatırlatmadır. Kalpleri Allah saygısıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınanları gerçekten güzel bir âkibet, çok hoş bir dönüş yeri beklemektedir:
50. Kapıları kendilerine ardına kadar açılmış sonsuz nimet ve ebedî mutluluk diyarı olan Adn cennetleri.
51. Orada koltuklar üzerine yaslanıp otururlar, canlarının çektiği her çeşit meyve ve içecekten isterler.
52. Yanlarında da bakışlarını sadece kocalarına dikmiş aynı yaşta dilberler vardır.
53. İşte hesap gününde size verileceği müjdelenen nimetler bunlardır.
54. Bunlar, sizin için hazırladığımız nimetlerdir ki, sonsuza kadar bitmek tükenmek bilmez!
55. Evet, bunlar takvâ sahipleri içindir. İsyânkâr azgınlara gelince, onları çok kötü bir dönüş yeri beklemektedir:
56. Cehennem! Yanıp kavrulmak için oraya girecekler. Ne kötü bir döşek!
57. İşte budur onların cezası! Tatsınlar bakalım onu: kaynar suları ve kopkoyu irinleri!
58. Daha buna benzer nice azap çeşitlerini!
59. Cehennem bekçileri, azgınların elebaşılarına: “Bunlar, dünyada sizi körü körüne takip ettikleri için şimdi sizinle beraber ateşe girecek bir gürûhtur” diyecekler. Elebaşılar da: “Rahat yüzü görmesinler!” diye karşılık verecekler. Elbette bunlar da cehenneme girecek, orada yanıp kavrulacaklardır.
60. Onlara körü körüne uyanlar ise: “Asıl siz rahat yüzü görmeyin. Bu azabı bizim başımıza getiren sizsiniz. Ne kötü yer burası!” diye inleyecekler.
61. Sonra Allah’a yönelerek: “Rabbimiz bunu bizim başımıza kim getirdiyse, onun cehennemdeki azabını kat kat artır!” diye feryat edecekler.
62. Sonra diyecekler ki: “Dünyada iken kendilerini kötü saydığımız ve kendilerine hiç değer vermediğimiz bir kısım insanları burada, cehennemin içinde niçin göremiyoruz?”
63. “Yoksa onlar değerli insanlardı da, biz yanlışlıkla mı onlarla alay edip durduk? Veya buralarda bir yerde de gözümüzden mi kaçtılar?”
64. İşte cehennemlikler arasındaki bu atışmalar, böyle tartışmalar kesinlikle gerçekleşecektir.
65. Rasûlüm! De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şeyi kudretine boyun eğdiren tek bir Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.”
66. “O, göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan her şeyin Rabbidir. O, karşı konulamaz kudret sahibidir ve çok bağışlayıcıdır.”
67. De ki: “Kur’an’ın bildirdiği bu gerçekler, pek büyük ve çok önemli bir haberdir.”
68. “Siz ise buna gereken ilgiyi göstermiyor, ondan yüz çeviriyorsunuz.”
69. “Yüce âlemin sâkinleri melekler, aralarında tartışırlarken nelerin konuşulduğu hakkında benim bir bilgim yoktur.”
70. “Ancak, ben apaçık bir uyarıcı olduğum için bu bilgiler bana vahyolunuyor.”
71. Hani Rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.”
72. “Ben ona güzel ve düzgün bir şekil verip rûhumdan üflediğim zaman, siz de hemen onun önünde secdeye kapanın!”
73. Bütün melekler hep birlikte secde ettiler.
74. Yalnız İblîs secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
75. Allah şöyle buyurdu: “Ey İblîs! Bizzat iki elimle yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kendini bir şey sanıp büyüklük duygusuna mı kapıldın, yoksa gerçekten benim emrime bile itaat etmeyecek kadar yüce bir varlık mı oldun?”
76. İblîs: “Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan” diye cevap verdi.
77. Bunun üzerine Allah: “O halde çık oradan!” buyurdu, “Çünkü sen artık kovulmuş birisin.”
78. “Hesap gününe kadar lânetim hep üzerinde olacaktır.”
79. İblîs: “Rabbim! Madem öyle, insanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana süre tanı!” dedi.
80. Allah: “Tamam, sana süre tanındı” buyurdu;
81. “Fakat bu süre, hesap gününe kadar değil, vakti ancak benim tarafımdan bilinen bir güne kadardır.”
82. İblîs dedi ki: “Senin mutlak kudretine yemin olsun ki, onların hepsini kesinlikle azdıracağım.”
83. “Ancak içlerinden ihlâsa erdirdiğin, sana içtenlikle bağlanan kulların hâriç. Onları baştan çıkarmam mümkün değildir.”
84. Allah şöyle buyurdu: “İşte bu doğru! Ben de şu gerçeği söyleyeyim:”
85. “Hiç şüphesiz cehennemi seninle ve sana uyanların tamamıyla dolduracağım!”
86. De ki: “Tebliğime karşılık sizden hiç bir ücret istemiyorum. Ben kendiliğimden peygamberlik iddiasında da bulunmuyorum.”
87. “Bu Kur’an, bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.”
88.“Şunu unutmayın ki, onun verdiği haberlerin doğru olduğunu bir süre sonra siz de öğreneceksiniz!”

 

Paylaş

Yorumlar