Peygamberlerin Özellikleri Ve Görevleri Nelerdir Kısaca

0

Din ve inanç, tarihin her döneminde insanlar için en önemli değer olmuştur. Buna bağlı olarak din ve inanç; toplumun giyim kuşamına, yeme içme alışkanlıklarına, kültürüne, ahlak anlayışına, örf ve âdetlerine, sanatına, edebiyatına, kısacası hayatın her alanına yön vermiştir. İnsanlar, kendileri için son derece önemli olan hayatın her alanını kuşatan dinlerine ve inançlarına her zaman çok önem vermişlerdir. Bu sebeple de kişileri yıllardır benimsedikleri inançlardan vazgeçirmek, onlara gittikleri yolun yanlış olduğunu söylemek ve bunu kabul ettirmek kolay bir iş değildir. İşte peygamberler, böylesine zor bir görevi başarmak için Allah (c.c.) tarafından seçilmiş elçilerdir. Bu kadar önemli ve zor bir görevi başarmak üzere yola çıkan peygamberlerin, görevlerinin gereği olarak bazı özelliklere sahip olması gerekir. İşte bu özelliklere peygamberlerin sıfatları denilmektedir.

Sıdk: Sıdk, doğru olmak demektir. Allah (c.c.) tarafından gönderilen bütün peygamberler doğru sözlü,
dürüst kimselerdir. Onlar ister görevleriyle alakalı hususlarda isterse günlük hayatla ilgili konularda olsun asla yalan söylememişlerdir. Zaten yalan söylemiş olsalardı insanların onlara inanması mümkün olmazdı. Kur’an’da, peygamberlerin sıdk sıfatına sahip olduğunu belirten ayetler yer almaktadır. Örneğin bir
ayette Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili şöyle buyrulmaktadır: “Kitapta İbrahim’i de an. Zira o, sıdkı bütün bir kimse, bir peygamberdi.”(. Meryem suresi, 41. ayet.) Hz. Yusuf (a.s.) ile ilgili olarak da “Ey Yusuf! Ey doğru sözlü kişi!..”( Yusuf suresi, 46. ayet.) ifadesi yer alır. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de diğer tüm peygamberler gibi her zaman doğru sözlü olmuştur. O, şaka amacıyla bile olsa asla yalan söylememiştir.

Emanet: Güvenilir olmak demektir. Bütün peygamberler söz ve davranışlarıyla insanlara güven duygusu vermişler, her zaman güvenilir kişiler olmuşlardır. Bu özelliklerini de toplum karşısında dile getirmişlerdir. Örneğin Kur’an’da yer alan bir ayette, Hz. Nuh’un (a.s.) ve Hz. Hud’un (a.s.), kavimlerine, “Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”(. Şuarâ suresi, 107. ayet.) dediği belirtilmiştir. Başka bir ayette de “Hiçbir peygamberin, emanete ihanet etmesi düşünülemez…”( Âl-i İmrân suresi, 161. ayet.) buyrulmuştur.

Tebliğ: Tebliğ sıfatı, ilahi mesajları insanlara olduğu gibi açıklamak anlamına gelmektedir. Peygamberler, Allah (c.c.) tarafından kendilerine verilen görevin gereğini en güzel şekilde yapmışlardır. Peygamberler, tebliğ görevini yaparken ilahi mesajlara ne bir ekleme yapmışlar ne de bunlardan bir şey
eksiltmiş ve gizlemişlerdir. Onlar ne pahasına olursa olsun hiç korkmadan, çekinmeden ilahi emir ve
yasakları insanlara ulaştırmışlardır. Kur’an-ı Kerim’de, “O peygamberler ki Allah’ın gönderdiği emirleri duyururlar, Allah’tan korkarlar ve ondan başka kimseden korkmazlar…”(Ahzâb suresi, 39. ayet.) buyrularak bu husus belirtilmektedir.

Fetanet: Akıllı ve zeki olmak anlamına gelen fetanet, peygamberlerin ortak özelliklerinden biridir. Bütün peygamberler akıl, zekâ ve feraset bakımından üst düzey insanlardır. Onlar keskin bir zekâya, üstün
bir akla, güçlü bir mantığa, kuvvetli bir hafızaya ve derin bir idrake sahiptirler. Bu özellikleri sayesinde
ilahi mesajları, gönderildikleri topluma doğru bir şekilde aktarabilmişlerdir. İnsanları, getirdikleri ilahi ilkelerin doğruluğu ve bunlara uymanın gerekli olduğu konusunda ikna edebilmişlerdir.

İsmet: Günahtan uzak olmak, günah işlememek demektir. Peygamberler, Allah (c.c.) tarafından tertemiz bir yaradılışla yaratılmışlardır. Gizli ve açık her türlü günahı işlemekten özenle kaçınmışlardır.
Onlar gerek peygamberlik öncesi hayatlarında gerekse peygamber olduktan sonra şirk ve küfür başta
olmak üzere bütün kötü fiillerden uzak olmuşlardır. Kötülüklerden, günahlardan Allah’a (c.c.) sığınmışlardır. Örneğin Peygamberimiz (s.a.v.) bir duasında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Doğru yoldan sapmaktan veya saptırılmaktan, ayağımın hak yolundan kaymasından veya kaydırılmasından sana
sığınırım.”(Ebû Dâvûd, Edeb, 103; Tirmizî, Daavât, 28.)

Paylaş

Yorumlar