PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN GENÇLİĞİ

0

Hz. Muhammed’in Doğumu, Çocukluk ve Gençlik Yılları

Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatının 8 yaşından 25 yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denir. Bu devrede Resulullah (s.a.v.) amcası Ebu Talib’in yanında, onun himayesi altında bulunmuştur. Ebu Talib, Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı, diğer amcaları arasında en merhametli ve en şefkatli olanıydı. Ebu Talib fakirdi, birkaç deveden başka malı yoktu ve kalabalık bir ailesi vardı. Buna rağmen, Kureyş’in en saygın kişilerindendi. Halk arasında sözü dinlenir, söylediklerine karşı çıkılmazdı.
Ebu Talib, yeğeni Hz. Muhammed (s.a.v.)’in üzerine titrer, onu kendi evlatlarından daha fazla severdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’i yanına almadan uyumaz, bir yere gideceği zaman onu da yanında götürürdü. Ebu Talib’in hanımı Fatıma da iyi kalpli ve son derece faziletli idi. Peygamberimiz (s.a.v.)’e çok iyi davranır, yetimliğini hissettirmezdi. Resulullah (s.a.v.), annesinden babasından ve annesinden ayrı kalmakla cahiliyye örf ve adetlerinden muhafaza edilmiş, Alllah’ın terbiyesi altında yetişmiştir. Nitekim bu hususu bizzat Resulullah (s.a.v.) şöyle haber vermektedir:

‘’Rabbim beni terbiye etti ve terbiyemi de güzel yaptı.’’ (el-Câmiu’s-Sağîr, Süyûtî, C.1, sh.12, Keşfü’l-Hafa, Aclûnî, C. I, sh.72 )
O dönemlerde Mekke’ye hakim olan Kureyş Kabilesi ticaretle uğraşırdı. Mekke’den senede iki defa büyük kervan kalkardı. Kışın Yemen’e, yazın Şam’a seyahat ederlerdi. Ebu Talib de Mekkeliler gibi kervan ticareti yapıyordu. Yeğeni Muhammed’i çok seviyor, yanından hiç ayırmıyordu.

 

Muhammedü’l-Emin (Güvenilir Muhammed)

Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) kimseye yalan söylemez, kimseyi aldatmaya çalışmazdı. Kendisine emanet edilen şeyleri çok iyi korurdu. Tembelliği sevmezdi. Zamanının kötü alışkanlıklarından uzak durur, içki içmez, kumar oynamazdı. Kimseye haksızlık ettiği görülmemişti. İnsanlar onun fikirlerine son derece değer verir, ona danışırlardı. Çevresindeki herkes onun dürüstlüğüne, merhametine, adaletine hayrandı. O insanların her konuda güvendiği, sevdiği ve saydığı seçkin bir insandı. Bu sebeple Mekkeliler ona el-Emin yani “Güvenilir Muhammed” derlerdi.

Resul-i Ekrem Efendimiz  (s.a.v.) hayatının hiçbir döneminde putlara tapmamış, onlar adına kesilen kurban etinden yememiş, onlar için düzenlenen şenliklere katılmamıştır. O her zaman günahlardan uzak durmuştur. Yüce Allah (c.c.) onu cahiliye davranışları sergilemekten korumuştur. Hz. Peygamber çocukluğundan itibaren
Mekke müşriklerinin yaygın kötülüklerinden hiçbirini yapmamıştır.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Hilfü’l-Fudûl’a Katılıyor

Arap kabileleri arasında küçük anlaşmazlıklar bile kan davaları yüzünden uzun süren savaşlara dönüşebiliyordu. Bu anlaşmazlıklar nedeniyle toplumda huzur, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Sadece Mekkeliler değil Kâbe’yi ziyaret etmek veya ticaret yapmak için Mekke’ye gelenler de bu durumdan olumsuz etkileniyordu. Özellikle fakir ve kimsesiz insanlar büyük haksızlıklara uğruyordu.

Toplumdaki haksızlıklar karşısında bazı iyi ve dürüst Mekkeliler kendi aralarında bir birlik kurdular. “Hilfü’l-Fudûl” yani “Erdemliler Birliği” denilen bu birlik, kim olursa olsun haksızlık ve zulme uğrayan insanların yanında yer alacak ve onlara yardım edecekti. Hz. Muhammed de (s.a.v.) bu birliğe katıldı ve üzerine düşen görevleri yerine getirdi. Çünkü o, haksızlıklara ve zulümlere razı olmayan bir karaktere sahipti.

PEYGAMBERİMİZ (S.A.V.)’İN SEYAHATLERİ

Mekke iklimi ziraate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticaretle uğraşırlar, çocuklarını da ticarete alıştırırlardı. Ticaret için kervanlarla, yazın Şam’a, kışın Yemen’e seyahet ederlerdi. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

‘‘Kureyş´e kolaylaştırıldığı, evet, kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için onlar, kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu evin Rabbine kulluk etsinler.‘‘ (Kureyş, 106/1-4)

Kureyş Kabilesi, Harem-i Şerif’in sakinleriydiler. Bütün Araplarca kutsal sayılan Kabe‘nin gözetim ve bakımını üstlendikleri için bütün kabileler onlara saygı gösterirdi. Onlar rızıklarını elde etmede, yaz kış yolculuklarında güvenlik içinde gidip geliyorlardı. Bir sıkıntıyla karşılaştıkları zaman ‘‘Biz Allah’ın Harem ehliyiz‘‘ diyerek kurtuluyorlardı. Hiç kimse onlara kötülük yapmazdı. Bu ticaret ve yolculuk esnasında Allah onlara kolaylık verir ve onları korurdu.  Yaz kış alıştıkları ticaret yolculuklarında, geçtikleri yerlerdeki insanlar onlar hakkında şöyle diyorlardı:

‘‘Bunlar Allah’ın evinin komşuları ve Harem’in sakinleridir. Bunlar Allah dostlarıdır. Çünkü Kabe’nin
idaresini elinde bulunduranlardır. Bunlara eziyet ve zulmetmeyin.‘‘

Ebu Talip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticareti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebu Talib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnada Peygamberimiz (s.a.v.) henüz 12 yaşındaydı. Şam‘ın 90 km. kadar güneyinde Busra (Eski Şam) denilen kasabada “Bahira” adında bir Hıristiyan rahibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyafet verdi. Bahira okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.v.)’in simasından, O’nun istikbalini sezmişti. O’nunla konuştu, sorular sordu. Aldığı cevaplar kanaatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.) şöyle rivayet etmektedir:

‘‘Ebu Talib, ticaret amacıyla Şam’a gitmek üzere yola çıkmıştı. Peygamber (s.a.v.) de Kureyşten gelen bir topluluk arasında onunla birlikte çıktı. Rahib’in mekanına verdıklarında Ebu Talib konakladı, bunun üzerine topluluk da yüklerini çözdüler. Rahip hemen yanlarına gelip yüklerini çözdüler. Rahip hemen yanlarına geldi. Halbuki topluluk daha önce rahibe uğrarlardı. Fakat rahip ne yanlarına gelir, ne de dönüp bakardı. Onlar yüklerini çözerlerken rahip de aralarında gezinmeye başladı. Nihayet geldi ve Nebi (s.a.v.)‘in elinden tutarak:
‘‘İşte bu alemlerin efendisidir, işte bu alemlerin Rabbi olan Allah’ın Resulüdür. Allah onu alemlere
rahmet olarak gönderecektir!‘‘ dedi.
Bunun üzerine Kureyş’in ileri gelenleri, ‘‘Ne biliyorsun?‘‘ diye sordular. Rahip şu karşılığı verdi:
– ‘‘Siz tepeyi aşınca secdeye kapanmadık ne bir ağaç ne de bir taş kaldı. Bunlar, peygamberlerden başkasına secde etmezler. Aynı zamanda onu omuz kıkırdağının hemen altında elma gibi peygamberlik mühründen de tanırım.‘‘ Rahip sonra gidip onlar için yemek pişirdi. Yemeği kendilerine getirdiği zaman Resul-i Ekrem (s.a.v.), develerin yanında bulunuyordu. Rahip:
– ‘‘Ona haber gönderiniz!‘‘ dedi. Resulullah (s.a.v.) üzerinde kendisini gölgelendiren bir bulut olduğu halde geldi. Topluluğa yaklaştığında onları, kendisinden önce ağacın gölgesini tutmuş olarak buldu. Oturduğu vakit, ağacın gölgesi hemen Peygamberimiz (s.a.v.)‘in üzerine eğilmişti. Rahip: – ‘‘Ağacın gölgesine bakınız, onun üzerine eğildi!‘‘ dedi. Daha sonra da Ebu Talib’e daha ileri gitmemelerini geri dönmelerini tenbih etti. Ebu Talib de Resulullah (s.a.v.)‘i geri çevirdi. (Tirmizî, Menâkıb 5)

Peygamberimiz (s.a.v.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticaret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbas’la birlikte Yemen’e gidip gelmiştir. Ayrıca 25 yaşında iken Hz. Hatice (r.a.)’nın kölesi Meysere ile ve kervanıyla ticaret için Şam’a gitmişti. (Peygamberimiz Hayat ve Daveti, Safiyürrahman Mübârek Furi, sh.67)

Peygamberimiz (s.a.v.) de diğer peygamberler gibi koyun gütmüş ve şöyle buyurmuştur:
‘’Allah Teala’nın gönderdiği her peygamber, mutlaka koyun gütmüştür.’’ Bunun üzerine sahabiler:
– ‘’Siz de mi?’’ diye sorunca Hz. Peygamber (s.a.v.):
– ‘’Evet, Mekkelilerin koyunlarını Kararit mevkiinde güderdim.’’ buyurdu. (Buhârî, İcâre 2,İbn Mâce, Ticâret 5 )
Allah Teala, Resulullah (s.a.v.)’i peygamberlikle görevlendireceği için, onu cahiliyye devrinin bütün kötülüklerinden korumuştur. Onun çocukluğu da gençliği de, yetim ve öksüz olarak geçmesine rağmen bütün kötülüklerden uzak durmuştur. O, kavminin en üstünü, en güzel ahlaklısı, en şereflisi idi.  Komşuluk hakkına en çok riayet eden oydu. İnsanlara asla haksızlık, kötülük ve eziyet etmeyen, hiç kimseyi kınayıp ayıplamayan da oydu. Bütün güzel hasletler onda toplandığı için kavmi ona “el-Emin” vasfını vermişti. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

‘’Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah´a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah´ı çok zikredenler
için güzel bir örnektir.’’ (Ahzâb, 33/21)

Hz. Ali (r.a.)’ın rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
‘’Cahiliyye çağında yaşayan insanların yaptıkları işlere ömrüm boyunca iki defadan asla teşebbüs etmedim.
Her defasında da Allah beni onlardan alıkoymuştur. Bir gece Mekke’nin yukarı taraflarında benimle birlikte
Mekkelilerin koyunlarını güden Kureyşli gence: ‘’Benim koyunlarıma baksan da ben de bu gece Mekke’ye gidip gençlerin yaptığı gibi gece sohbetlerine katılsam’’ dedim. Genç:
– ‘’Olur, dedi. Ben de bunun için yola çıktım. Mekke’nin girişindeki en yakın eve geldiğimde def ve çalgı
sesleriyle karışık bir şarkı duydum, da:
– ‘’Bu nedir?’’ diye sordum.
– ‘’Kureyşli falan adamın kızı falan kadın ile falan adamın düğünü’’ dediler. Bununla beraber bu sesle beraber şarkıyı dinlemek amacıyla oyalandım. Neticede gözlerim yorgun düştü de sabah güneşinin sıcaklığını hissedinceye kadar oracıkta uyuyakaldım. Uyanınca arkadaşımın yanına döndüm. Başka bir gece yine arkadaşımdan izin alarak Mekke’ye geldim ve ilk gece duyduğum şeylerin aynısını yine duydum. Bunun üzerine duyduğum seslerle oyalandım. Yine gözlerim yorgun düştü de sabah güneşinin
sıcaklığını hissedinceye kadar oracıkta uyuyakaldım. Sonra arkadaşımın yanına döndüm. Arkadaşım bana:

‘’Ne yaptın?’’ dedi. Ben de: ‘’Hiçbir şey yapmadım, dedim. Bu başıma gelenler sebebiyle Allah’a yemin
ederim ki, bundan sonra Allah beni peygamberlikle şereflendirinceye kadar cahiliyye insanlarının yaptıkları
kötü işlerden hiç birisine ebediyyen teşebbüs etmedim.’’ (el-Müstedrek, Hakim, C.2, sh. 245)
Yine Resulullah (s.a.v.), Ka’be’nin yeniden inşası sırasında amcası Hz. Abbas ile birlikte taş taşıyordu.
Bir ara Hz. Abbas (r.a.) ona:
– ‘’Elbiseni omuzuna koy da taş omzunu incitmesin, dedi. Peygamber (s.a.v.), elbisesini omuzuna
koymak istediği sırada yere yığıldı ve gözlerini gökyüzüne dikerek:
– ‘’Elbisem! Elbisem!’’ dedi ve hemen onu alıp üzerine örttü. (Buhârî, Hac 42 )

İslam’dan önce Arap kabileleri arasında iç savaşlar eksik olmuyordu. Genellikle haram aylarda savaşmıyorlardı. Haram aylarda yapılan savaşlara ‘’Ficar savaşları’’ denirdi. Kureyş kabilesi ile Hevazin kabilesi arasında böyle bir savaş çıkmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) 20 yaşında iken amcalarıyla birlikte bu savaşa katılmış, ancak kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiş, sadece atılan okları toplayarak amcalarına vermişti.

Paylaş

Yorumlar