Peygamber Miraca nasıl yükseldi? Miraç nasıl gerçekleşti?

0

Miraç Gecesi neler yaşandı? Peygamberimiz Miraca nasıl çıktı?

Miraç Kandili Kur’an’da hangi ayette geçiyor

Miraç: Kuran-ı Kerim’deki Necm ve İsra sureleri bu büyük olaydan bahsederler. Birçok hikmet ve ilahi sırları bünyesinde barındıran bu gece, İsra suresinin ilk ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”

Mescid-i Aksa’dan sonraki Miraç yolculuğu hakkında bilgilerimiz Peygamberimizin hadisi şeriflerine dayanmaktadır. Bu konudaki hadislerde özetle; Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) Cebrail’in refakatinde, hiçbir insana nasip olmayacak bir şekilde, zaman ve mekan boyutlarını aşarak göklere yükseldiği, pek çok manevi makam ve mevkinin kendisine gösterildiği, nihayet Yüce Allah’ın huzuruna çıktığı
geniş bir şekilde anlatılır.(Geniş bilgi için bkz. Buhari, “Bed’ül-Halk”, 6; Müslim, “İman”, 264) Ayrıca
Mirac’ın sırlarla dolu bu bölümü Necm suresinde şöyle ifade edilmektedir:

“(Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.” “Sonra (ona) yaklaştı, derken sarkıp daha da yakın oldu.”“(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut da az oldu.” “Böylece Allah, kuluna vahy edeceğini vahyetti.” “Kalp, (gözün)gördüğünü yalanlamadı.” (şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?“Andolsun ki, O, Cebrail’i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü.” “Sidret’ül-Münteha’nın yanında.” “Me’va cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.” “O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.” “Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.” “Andolsun o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.”(Necm, 5-18)

Miraç’ın, müminleri ilgilendiren yönü, mahiyetinden daha çok sonucu ve bu sonuçtan alınabilecek işaret ve mesajlardır. Peygamberimizin,  Allah Azze ve Cellenin huzuruna yükseldiği en manalı ve en büyük mucizelerinden biri olan Miraç, Resulullah’ın şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir yükseliş
ufkudur. Bu hadisede; maddi ve manevi yükselişe, bütün süfli duygulardan, her türlü kötülüklerden
arınarak gerçek kulluğa, en yüce mertebeye erişmeye işaret vardır. Miraç’ta; çalıştığı zaman insanın
maddi ve dünyevi mesafeleri kısaltabileceği, yerlere, göklere ve denizlere hakim olabileceği mesajları mevcuttur.

Miraçta Peygamberimize Verilen 3 Hediye

Miraç olayının, müslümanlar için önemli sonuçlarından birisi de hiç şüphesiz, İslam dininin temel direği ve müminlere bir Miraç hediyesi olan namazdır. Onun içindir ki, “Namaz mü’minin Miracı” olmuştur. Nasıl ki, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), Miraç’ta vasıtalardan arınmış olarak, Mevlası ile buluştu ise; mümin de namazda vasıtasız olarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar, sadece O’na kulluk etme ve sadece O’ndan yardım isteme fırsatı bulur. Öyle ise, mümin günde 5 vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa, o namaz onun için bir Miraç olur ve kul onunla Hakk’a yol bulur.

Evet, Namaz günde beş vakit Yüce Rabbimizle buluşma vaktimizdir. Secde anı Rabbimize
en yakın olduğumuz andır. Kadelerde okuduğumuz tahiyyat Efendimizin Miraç anını yaşama
zamanımızdır. Tahiyyat’ın anlamı şöyledir:

et- Tahiyyatü lillahi: Sena, selam ve merhaba sana ey yüce Allahım!
Ve’s-salevatü: Niyaz, dua, yalvarış sana ey yüce Allahım!
Ve’t-tayyibat: Arınmışlığın ve güzelliğin en hoşusun. Senden güzel, senden hoş ve arınmış olamaz.

es-Selamü aleyke eyyühe’n-nebiyyü ve rahmetullahi ve berekatüh: Bu selam, rahmetim
ve bereketim ilavesiyle senin üzerine olsun ey sevgili Peygamberimiz!
es-Selamü aleyna ve la ibadillahi’s-salihin: Ya rabbi! Bu selam bizim ve salih kullarının
üzerine de olsun.

Miraç’ın diğer bir önemli sonucu, Bakara suresinin son iki ayetinin nazil oluşudur.

“Amenerrasulü” diye de anılan ve ülkemizde yatsı namazlarından sonra mihrabiye olarak
bu mübarek ayetlerde; ilahi emirler karşısında mutlak itaate yönelen müminlerin inançlarındaki
sadakatleri ifade edilmektedir.

Miraç’ın bir başka sonucu ise, Hz. Peygamber’in ümmetinden, Allah’a şirk koşanlar dışındakilerin affedilebileceklerinin va’d edilmiş olmasıdır. İnsan bilerek ya da bilmeyerek günah işleyebilir. İşlenen günahlardan dolayı pişmanlık duymak ve Allah’tan af dilemek, bir daha günah işlememeye azmetmek kaydıyla, Allah Teala işlenen günahları affedebilir. Nitekim bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:

“Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bunun dışında kalan (günahlar)ı ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa, 4/48)

Cennet’e girecek ilk ümmet

Her mirac bir sınavdır. Tıpkı Hz. Peygamber`in Mirac`ının hem kendisi hem de etrafındakiler için bir sınav olduğu gibi. Mirac, sınav özelliği sayesinde kazandırır “sıddikları”. Her mirac bir `insan eleği`dir; sadıkı kazipten, dostu düşmandan ayırır. Mirac, bir görev tekmilidir. Sorumluluğunun bilincinde olanlar ve onu yerine getirenler sorumlu oldukları makama `tekmil/hesap vermek` için can atarlar. Sorumsuzların hesap vermeye can attığı nerede görülmüş? Onların adetidir hesaptan kaçmak. Çünkü, sorumluluklarını yerine
getirmemiş, hak ve yükümlülüklerine sahip çıkmamıştır.

Bütün bu özellikleriyle, her miraç bir “ödül töreni” bir “teselli mükafatı”dır. “Sevgi” eksenine oturtulmuş bir insan-Allah ilişkisi, aşk ehlinin “gülden terazi yaparlar/gül ile gülü tartarlar/gül alırlar gül satarlar/çarşı pazarı güldür gül” dediği gibi; zahmeti aşk, sorumluluğu aşk, hakkı aşk, görevi aşk, ödülü aşk, teşekkürü aşk olan bir `muhabbet kaynağı` olur. Her peygamberin miracı var. Her peygamber, hayatlarının “bittim” noktasında miraçla teselli edilmiştir. Peygamberlerin “bittim” niyazı “abduhu: O`nun kulu” gerçeğinin, Allah`ın “yettim” mesajı “rasuluhu: O`nun elçisi” gerçeğinin ifadesidir. Aslında miraç, peygamber gayretine sunulmuş ilahi bir teselli armağanı, manevi bir hediyedir.

Ademoğlu`nun sembol atası Adem`in miracı Allah`a karşı hatasından dolayı yaşadığı hüznün zirvesinde gerçekleşti. Af müjdesini işte böyle bir miracın sonunda almıştı. Kur`an`ın ifadesiyle “Adem Rabbinden kelimeler almış/Adem`e Rabbinden kelimeler ulaşmıştı” (ayet iki anlama da açıktır). Tevatüre göre bunun mekanı Arafat idi. Arafat, yani marifet, yani kendini/haddini/kadrini bilme mekanı. Zaten insan ucunda marifet yoksa, niçin “yükselir”, nice yücelir, nasıl miraç eder ki? Nuh Peygamber`in miracı hüznünün zirvesinde gerçekleşmişti. Bir insanın şu dünyada yaşayabileceği en uzun ömrü tasavvur edin. İşte o, çocukluk süresi hariç, böyle bir ömrü davet yolunda harcamış, fakat li-hikmetin, ancak bir avuç insana ulaşabilmişti. Onlar arasına onca çabasına rağmen bazı yakınlarını katamamıştı. Karada gemi yapma emri, onun miraç hediyesiydi. Tufan, tuğyan ehli için bir felaket haberi, iman ehli için bir kurtuluş müjdesi oldu.

İbrahim Peygamber`in miracı ateşin içinde gerçekleşti. O, kendisine yardım için gelen vahiy
meleğine, işte bu ruhi yüceliş sayesinde “Rabbim bana yeter” diyebilmişti. Hiçbir ateşin böylesine
saf bir aşk ve imanı yakamayacağının örneğini ortaya koydu. Oğlu İsmail peygamber kurban edilirken, Yusuf peygamber kuyuya atılırken, Yunus peygamber denizden kurtulurken, Musa peygamber büyütüldüğü saraya peygamber olarak atanırken, İsa peygamber düşmanları kendisini astıklarını sanırken miraçlarını yaşadılar.
Peygamberimiz de davet sürecinin en zor yıllarında miracla ödüllendirildi. Bedenin bittiği an, ruhun önünde ufuklar açılırdı. Miraçla bu gerçek gösterildi. Onun son miracı, çevrenin baskısının en şiddetli anında yaşanmıştı. Böyle müstesna bir gece vesilesiyle sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e vahyedilen, insanlığı mutluluğa götürecek prensipleri de hatırlamak lazımdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Miracın ruhi hallerinden söz edilirken:

“Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti”(Necm, 10) buyurulmaktadır. Bu vahyedilen hakikatleri şöylece özetleyebiliriz:
Yalnız Allah’a ibadet etmeli, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalı, anne-babaya iyi davranmalı, hısım akrabaya, fakir ve yoksullara yardım etmeli, israf ve cimrilikten sakınarak kazancı yerinde harcamalı, çocukları öldürmemeli, toplumu ve aileyi temelinden sarsan zinaya ve ona teşvik eden sebeplere yaklaşmamalı, insan hayatına saygı gösterilmeli, yetimlere iyi davranarak onların haklarını korumalı, verilen sözde mutlaka durmalı, ölçü tartıda ve her söz ve davranışımızda doğruluğa dikkat etmeli, hile yapmamalı, bilinmeyen bir şeyin ardına düşüp körü körüne onun peşinden gitmemeli, yeryüzünde kibir ve gurur taslayarak yürünmemelidir.(İsra, 17/26-38)

Bu sayılan prensipler; fert ve toplumun manevi huzuru, iyilik ve güzelliklerin kaynağı ve ahlaki seviyenin yükselmesi için gerekli olan evrensel prensiplerdir. İşte Miraç gecesi böyle mübarek bir gecedir. Bu geceyi ihya ederken bu gecede vah-yedilen üstün gerçeklere kulak vermeli, Miraç Kandili aydınlığını fırsat bilerek çeşitli sebeplerle lekelenen kalplerimizi önce tevbe ve istiğfar ile temizlemeli, sonra da Allah’a ve O’nun yarattıklarına karşı sevgi ile doldurarak iyi bir kul, olgun bir mümin olmaya gayret göstermeliyiz. Fitne, fesat, gıybet ve iftira gibi bizi birbirimize düşman eden kötülükler-den uzak durmalı, dargınlık ve kırgınlıkları
ortadan kaldırarak kucaklaşmalıyız. Bu kandilin ışığında, “Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurat, 49/10),

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin.” (al-i İmran,
3/103) ayetlerindeki tavsiyeleri bir kere daha düşünmek suretiyle, birlik ve beraberlik, kardeşlik ve
yardımlaşma, sevgi ve saygı gibi duygularımızı pekiştirmeliyiz.

Miraç Gecesi 12 rekat namaz nasıl kılınır?

Paylaş

Yorumlar