Peygamber Efendimizin Defni

0

Peygamber Efendimizin Defni

 

Hz. Ebu Bekir’e biat edildikten sonra salı günü öğle namazını müteakip Resulullah’ın teçhiz işine başlandı. Bu süre zarfında naaş, vefat etmiş olduğu odada kapılar kapatılmak suretiyle bekletilmişti. Teçhiz, tekfin ve defin işlerini yapmak için hem Ensar’dan hem de Muhacirlerden öne atılanlar olmuş; ancak Hz. Ebu Bekir’in olaya müdahil olup “Her kavmin kendi cenazelerine başkalarından ziyade öncelik hakkı vardır” demesiyle, ailesi olarak Ali b. Ebi Talib, Abbas b. Abdülmuttalib, Abbas’ın iki oğlu Fadl ve Kusem bu işi yerine getirdiler. Resulullah’la aralarında bir bakıma aile hukuku bulunan azatlı kölesi Salih ve Şukran ile Üsame b. Zeyd de onlara yardımcı oldular. Hz. Aişe ise Resulullah’ın hanımları olarak teçhiz ve tekfin işini kendilerinin yapmak istediğini, ancak buna izin verilmediğini belirtir.Rivayete göre Ali ve Fadl cesedi yıkıyor; diğerleri de su döküyor veya onlara yardımcı oluyorlardı. Resulullah’a hürmeten üzerindeki elbise çıkarılmadan vücudu yıkandı. Ardından üç parça pamuklu kumaşa sarılıpkefenlendi. Bu üç parçadan birinin, Resulullah’ın hayattayken giydiği Necran hırkası olduğu da söylenir.Naaşın yıkanıp kefenlenmesi ve koku sürülmesinden sonra Resulullah yatağının üzerine konuldu.

 

Ardından Müslümanlar gruplar halinde içeri girdiler. Bir grup cenaze namazını kılıp çıkıyor, diğerleri içeri giriyordu. Cenaze namazı münferiden kılınmıştır. Resulullah hem diri hem de ölü iken imam olarak görüldüğü için, O’na has olarak gerçekleştirilen bu uygulamaya göre önce erkekler, sonra kadınlar, akabinde de çocuklar naaşın bulunduğu odaya girerek başlarında imam olmaksızın cenaze namazını kılmışlardır. Namazı önce Haşimoğullarının kıldığı, onların çıkmasından sonra Muhacirlerle Ensar’ın, onlardan sonra da diğer insanların içeri girdiği söylenir.İbrahim b. Haris et-Temimi, bulduğu bir sayfada babasının el yazısıyla şunların yazılı olduğunu anlatır: Ebu Bekir ile Ömer içeri girdiklerinde “Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun ey Nebi!” dediler. Odanın alabileceği kadar yanlarında Muhacir ve Ensar’dan bir grup vardı. Onlar da Ebu Bekir ile Ömer’in selamladığı gibi selam verdiler ve saflar halinde dizildiler. Kimse onlara imamlık yapmıyordu. Ebu Bekir, Ömer ile birlikte ilk safta Resulullah’ın hizasında durdu ve şöyle dedi: “Allah’ım biz şahidiz ki O, kendisine nazil olanı tebliğ etti ve ümmetine nasihatte bulundu. O, Allah’ın tek olduğuna ve ortağı bulunmadığına iman ederek, Allah dini aziz kılıncaya kadar ve buyruğu yerine getirilinceye kadar Allah’ın yolunda savaştı. Ey İlahımız! bizleri O’na indirilen söze tabi olanlardan eyle. O bizi, biz O’nu tanıyıncaya kadar bizleri O’nunla bir araya getir. Gerçekten 0, müminlere karşı nazik ve merhametliydi. İmana karşılık biz bir bedel beklemiyoruz ve asla para karşılığında onu satmayız.” İnsanlar da “Amin, amin!” diyordu. Sonra onlar çıktılar ve başkaları O’nun üzerine namaz kılmak için içeri girdiler. Sonra kadınlar, ardından çocuklar girdiler. Namazı bitirince kabrinin yeri hakkında konuşmaya başladılar.Mekkelilerin mezarlarını Ebu Ubeyde b. Cerrah, Medinelilerinkini ise Ebu Talha kazıyordu. Her ikisine haber gönderilmiş, ancak sadece Ebu Talha’ya ulaşılmıştı. O da lahit şeklinde bir mezar hazırladı. Cenazeyi mezara yerleştirmek için Hz. Ali, Abbas’ın oğulları Fadl ve Kusem ile Resulullah’ın azatlısı Şukran mezara indiler.

Ayrıca Hz. Ali’nin Bedir gazilerinden Ensarlı Evs b. Havli’nin kendilerine katılmasına izin verdiği söylenir. Toprak rutubetli olduğu için Şukran, sağlığında Resulullah’ın giydiği kırmızı kadife bir hırkayı getirip cenazenin altına serdi. Lahdin üzeri kerpiçle kapatıldı ve üstüne toprak örtüldü. Ardından Hz. Bilal, baş tarafından başlamak üzere kabrin üzerine su döktü. Rivayetlerin genelinden anlaşıldığı kadarıyla defin işlemi, vefattan yaklaşık bir buçuk gün sonra yapılmıştır. Zira Resulullah, pazartesi günü öğlene doğru veya öğlen vakti vefat etmiş, cenazesi ise ertesi gün gecenin ilerleyen saatlerinde defnedilmiştir.  Başka bir ifadeyle defin işlemi, çarşamba gecesi gerçekleşmiştir. Genel kanaat bu yönde olmakla birlikte, bazı rivayetlerde defnin salı günü öğlen vakti yapıldığı ifade ediliyor ki,  bu söz konusu sürenin bir gün olduğunu gösteriyor. Bu arada “cenazenin üç gün defnedilmeden bekletildiği” iddiası dillendirilmektedir ki bunun gerçeği yansıtmadığını düşünüyoruz. Muhtemelen bu iddia, vefat günüyle defin zamanını açıklayan rivayetlerde Pazartesi, Salı ve Çarşamba isimlerinin geçmesinden ve hepsinin tam gün olarak hesaplanmasından kaynaklanmıştır. Oysa vefat, pazartesi öğlene doğru veya öğlen vakti gerçekleşmiş; defin de salı günü gece yarısı yapılmıştır.

 

Ay saatinin esas alınması hasebiyle o vakte Çarşamba gecesi denilmiştir. Bazı rivayetlerde “Çarşamba gecesi”yerine “Çarşamba günü” ifadesinin kullanılması da söz konusu yanılgıya kapı aralamış olmalıdır. Zira ay saatinin esas alındığı gün, güneşin batmasıyla başlar ve ertesi gün yine güneşin batmasıyla biter. Başka bir ifadeyle güneş saatinin esas alındığı Sali’nin son vakitleri, ay saatinin esas alındığı Çarşamba’nın ilk vakitleridir. Kaba kuşluk veya öğlen vakti gerçekleşen vefatı müteakip, Peygamber sonrası Müslümanların liderliğini kimin üstleneceği noktasında Ensar’ın Benu Saide Çardağı’nda yaptığı toplantıyla başlayan süreç, salı günü öğlen vakti Hz. Ebu Bekir’e halife olarak yapılan biat işlemlerinin tamamlanmasıyla sona ermiş ve ancak ondan sonra cenazeyle ilgilenmeye başlanmıştır.

 

Daha Resulullah hayatta iken ortaya çıkan yalancı peygamberlerin başlattığı isyanlar ve Medine’yi tehdit eden irtidat hareketleri, çok başlılığa meydan verilmeden yeni liderin önce seçilmesini zorunlu kılıyordu. Kuşkusuz söz konusu gecikmenin sebebini sadece halife seçimine bağlamak doğru değildir. Defni geciktiren sebepler arasında Resulullah’ın ölüp ölmediğine dair tartışmalar, konuyla ilgili şüphelerin giderilme çabası, cenazeyi kimin kaldıracağı ve nerde defnedileceği konusundaki münakaşalar, cenaze namazının münferiden kılınması ve Medine’deki dileyen herkese Resulullah’ı son kez görme fırsatının verilmek istenmesi gibi hususlar sayılabilir. Resulullah’ın vefatı karşısında Sahabe arasında bir şaşkınlığın yaşandığı aşikardır. Hem bir peygamber cenazesinin nasıl kaldırılacağı konusunda acemiliklerin yaşanmasını doğal karşılamak gerekir. İbn Abbas’ın şu anlattıkları konunun izahı açısından yeterlidir: Salı günü teçhiz işi tamamlandığı zaman Resulullah’ın naaşı, evindeki yatağının üzerine konuldu. Müslümanlar, onu nereye defnedecekleri hususunda ihtilaf ettiler. Adamın biri, “Onu Ashab’ının yanına Baki’ye defnedelim” derken, bir başkası da: “Onu mescidine defnedin” dedi. Araya giren Ebu Bekir şöyle dedi: Resulullah’ın “Her peygamber, mutlaka vefat ettiği yere defnedilmiştir.” buyurduğunu işittim. Bunun üzerine Allah Resulünün (s.a.v) yatağı bulunduğu yerden kaldırıldı ve oraya mezarı kazıldı.’

Paylaş

Yorumlar