Peygamber Efendimizi (sav) Güldüren Olaylar

0

Günümüz toplumunun belli bir kesiminin İslâm dini hakkındaki algısı,bu dine girmiş olan insanı, ciddi, gülmeyen, şakalaşmayan, somurtan bir insan olmaya yönelttiği şeklindedir. Ancak iman ettiğimiz dinin Peygamber’i (sas) yaşamış olduğu o güzel hayatla bu algının yanlışlığını ortaya koyuyor.

muhafaza edecek ölçüde kendisinin de kullandığı bir araçtır. Mizahın bir Müslümanın hayatında nasıl olacağını kendi hayatıyla göstermiş ve bu işin sınırlarını belirlemiştir. Mizah adına, yalanı, başkasını kandırmayı, muhatabıyla alay etmeyi ve ölçüsüz davranmayı hoş görmemiş ve bu hataya düşenleri de uyarmıştır. Bununla alakalı Allah Resûlü (sas) şöyle buyurmaktadır: “İnsanları güldürmek için yalan yanlış konuşan kişinin vay haline! Vay haline! Vay haline!”1
Bugün toplumumuzda şaka adına yalan söylenip başkasıyla alay edilirken, İslâmî ölçüde şakanın nasıl yapılabileceği belli bir kesimin anlamakta nakis kaldığı bir konudur. Bu konuyla alakalı Allah Resûlü’nün (sas) hayatındaki birçok örnekten sadece bir tanesini şimdi ele alalım:
Enes b. Malik’ten (ra) rivayet edildiğine göre adamin biri Allah Resûlü’ne (sas) gelerek kendisine binek olacak bir deve istedi. Efendimiz (sas), “Tamam seni bir devenin yavrusuna bindireceğim.” buyurdular. Bunun üzerine o kişi “Ey Allah’ın Resûlü (sas) deve yavrusunu ben ne yapayım.” dedi. Efendimiz (sas) “Her deve bir başkasının yavrusu değil midir?” buyurdular.?
Allah Resûlü’nün (sas) hayatında gülme ey. lemi, sadece şakalaşma arasında gerçekleşen bir durum değildir. Karşısındaki muhataba karşı ilgisini gösterme, sicak bir temas kurup yakınlık sağlama adına Efendimizin (sas) kullanmış olduğu bir yöntemdir. Velev ki bu muhatap bir çocuk dahi olsa… Bu konuyla alakalı da Asr-ı Saadet’ten bir olay aktaralım:
Enes b. Malik (ra) diyor ki: Muhakkak ki Peygamber (sas) bizim aramıza karışırdı (ve güler yüzle biz çocuklara latife ederdi). Hatta (kuşu olan) küçük kardeşime:
– Ya Ebâ Umeyr! Nuğayr ne yaptı? derdi.
Efendimizin (sas) yaşamış olduğu ve o güzel yüzünü güldüren olaylardan bir tanesi de hanımı ve annemiz Hz. Aişe ile yaşamış olduğu şu olaydır:
“Resûlullah (sas), Tebük ve Hayber Seferi’nden dönüyordu. Evin ön kısmında bir örtü vardı. Esen rüzgar örtüyü kaldırmış, arkasinda Hz. Aişe’nin çocukluğundan kalan oyuncaklar meydana çıkmıştı.
Bu sebeple aralarında şöyle bir konuşma
geçti:
– Ey Aişe, bunlar da ne?
– Kızlarım.
Fakat aralarında iki kanatlı bir de at bulunuyordu. Resûlullah (sas) onu kastederek:
– Peki aralarındaki şu nedir?
– Bir at.
– Ya üzerindeki?
– Kanatlar

– Kanatlı at olur mu?
– Duymadın mı, Hz. Süleyman’ın kanatlı atı vardı!
Resûlullah (sas) bu cevap üzerine, mübarek dişleri görününceye kadar tebessüm etti.”4
Allah Resûlü’nü (sas) memnun eden, O’nun o güzel yüzünü güldüren olaylardan birkaç tanesi ve belki de bu davaya gönül vermiş bir insanı en fazla güldürmesi gereken de, fla-i Kelimetullah sancağını ötelere taşıyacak bir olayı duyması, yol arkadaşlarının cihad meydanında kazanmış olduğu başan, bir kişinin iman dairesine girdiğine dair bir haber alması, hataya düşmüş bir kişinin hatasından tövbe ettiğini öğrenmesi idi. Yukarıda değinmiş olduğumuz hususla alakalı bir örnek ile meramımızı daha iyi anlatmış oluruz:
Efendimiz (sas), Ümmü Haram (r.anha) annemizin hanesine gider ve onu ziyaret ederdi. Allah Resûlü (sas), o haneye yine bir ziyarette bulunmuştu. Ümmü Haram annemiz, Efendimiz (sas) hanesine gelince en güzel yemekleri yapar, O’nu (sas) elinden geldiğince iyi ağırlamaya çalışırdı. O gün de öyle yaptı. Yemekler yenmiş, Efendimiz (sas) kaylůlesini yapmak üzere, yani öğle uykusunu uyumak üzere odanın bir köşesinde uzanmıştı. O istirahat ederken, annemiz biraz uzakta Efendimizi (sas) seyretmeye başlamış, nefesini tutarak, bu aziz misafiri rahat ettirmek adına elinden ne geliyorsa onu yapmak için beklemeye başlamıştı. Bir müddet uyuyan Allah Resûlü (sas) bir anda yüzünde güller açmış vaziyette, tebessüm ederek uyanmıştı. O anda Ümmü Haram annemiz, Efendimizin (sas) bu halini fark etmiş ve demişti ki: “Anam babam sana feda olsun Ya Resûlullah! Seni güldüren şey nedir?” Efendimiz (sas) buyurmuşlardı ki: “Ey Ümmü Haram! Ümmetimden bazılarının melikler gibi mavi denizler üzerinde tahtlar kurarak Allah yolunda harplere katıldıklarını gördüm. Onlar o halleri beni sevindirdi.”5

Ümmü Haram annemiz bu sözleri duyunca 70’li yaşlardaydı ama o hayra dahil olmak için demişti ki: “Ya Resûlullah! Dua buyursanız ben de onlardan olsam olmaz mı?” O anda Efendimiz’in (sas) elleri semâya kalkmış: “Allah’ım, Ümmü Haramı’ı da onların arasına kat!” diye dua etmişti.
Bu ilk konuşma olunca Efendimiz (sas) bir daha uyumuştu, bir müddet sonra Efendimiz (sas) bir daha uyumuştu, sonra yine gülerek uyanmıştı. O halini de hemen fark eden Ümmü Haram yine: “Ya Resûlullah! Yine çok güzel uyandınız, bu sefer tebessümünüzün hikmeti nedir?” diye sormuştu. Efendimiz (sas) bu sefer: “Bu defa Allah bana ümmetimden bazı fertlerin melikler gibi tahtlar kurarak kara nakilleri ile büyük kalabalıklar/cemaatler halinde cihada çıktıklarını gösterdi.” Ümmü Haram annemiz yine o hayırdan da mahrum olmamak için:

“Ya Resûlullah! Dua edin, ben de onlardan olayım!” dedi. Efendimiz (sas) buyurdular ki: “Hayır ey Ümmü Haram! Sen ilklerdensin, yani deniz seferine katılacaklardansın.”7

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Allah Resûlü (sas) hayatı ile bu dine girenlerin sıkıcı, somurtgan, gülmeyen bir insan olamayacaklarını hayatı ile göstermiştir ve bizler o güzel hayatın içerisinde daha bu yazıda zikredemediğimiz onlarca güzel hadiseyi okumaktayız. Bizlere düşen görev ise, Siyer’i gerçek mânâda her yönüyle okuyup, Allah Resûlü’nün (sas) yaşamış olduğu ve bizzat bizden istemiş olduğu hayatı gerçek mânâda tesis edebilmektir.

Siyer’i her yönüyle gerçek mânâda yaşayabilme duası ile…

Paylaş

Yorumlar