Oruç Nedir? Oruç İle İlgili Bilinmesi Gerekenler

0

Oruç Hakkında Bilinmesi Gerekenler

İslam’ın beş temelinden biri olan oruç, Arapça “avm” ve “sıyam” kelimeleriyle ifade edilir ki, nefsi tutmak (imsak)manasına gelir. Dini bir terim olarak oruç, “ikinci fecirden itibaren güneş batıncaya kadar, yemekten, içmekten ve cinsi birleşmeden nefsi men tutmak demektir. İslamiyetten önceki dinlerde de oruç vecibesi bulunmaktaydı. Nitekim orucun farz kılındığını bildiren Kur’an ayeti bu hususa işaret etmektedir: “Ey iman edenler! Sizden önceki (ümmet)lere yazıldığı gibi sizin de üzerinize oruç yazıldı (farz kılındı); umulur ki korunursunuz” (K.2/183). Dinler tarihi araştırmacıları, tarihte bilinen hemen bütün dinlerde orucun var olduğunu tesbit etmişlerdir. Şu var ki, bu dinlerde orucun sebepleri, miktar ve şekilleri kendi içlerinde bile farklılıklar taşımaktadır. Mesela hıristiyanlıkta oruç konusunda epeyce değişiklikler getirici gelişmeler görülmüştür.

İslamiyette orucun farz kılınması, Hicret’in ikinci yılına rastlar. Hz. Peygamber dokuz ramazan orucu tuttuktan sonra vefat etmiştir. Bu ibadetin farz kılınış tarihi de, İslam teşri’inin özü ile ilgili bazı noktaları yansıtıcı işaretler taşımaktadır. Şöyle ki: Oruç, Mekke’deki sıkıntı ve ızdırabların yoğun olduğu bir dönemde değil, Müslümanlar Medine’ye yerleştikten ve imkanlar bollaştıktan sonra farz kılınmış, böylece bu ibadetin iktisadi şartların bir icabı olarak teşri’ kılındığı ihtimali tamamen bertaraf edilmiştir. Yine orucun farz kılınış tarihi göstermektedir ki, İslam inançları müminlerin gönüllerine yer ettikten, Allah’a kulluk görevlerinde teslimiyet prensibi iyice sindirildikten, Müslümanlar namaza alıştıktan, kısaca en uygun zaman ve zemin hazırlandıktan sonra bu üç ibadet emredilmiştir.

Her ibadet gibi orucun da birçok hikmetleri, fert ve topluma getirdiği iyilikler vardır. İnsan aklı ile bunların birçoğu kavranabilir. Gerek vücut sağlığı gerekse ruh sağlığı bakımından orucun temin ettiği faydalar, bu vecibeyi yerine getirenler tarafından çok açık bir biçimde müşahede edil. diği gibi, modern tip bilginlerince de dile getirilmektedir. Bütün bu maddi faydaların yanısıra, daha da önemli olan nokta, orucun insanı ruhen yücelten yönüdür. Oruç sırasında, kafese alınan kuşun hürriyet ufuklarına, sudan çıkarılan balığın suyun enginliklerine doğru çırpınışı gibi bir aczi kendi içinde yaşayan nefis, büyük bir eğitimden geçmekte, behimi duygulardan sıyrılarak melek-insan niteliğini kazanmaktadır.

İftar vaktine dogru, insan artık herkese yukarıdan bakan bir varlık değildir ayrıca o, beşeri ihtiyaçlar içinde kıvranan başka nice insanların var olduğunu da benliğinde açıkça hisseden bir varlıktır. Oruç yalnız şekli bir işlemden ibaret olmayıp, Yaradana layık kul olmaya çokça itina gösterilmesini hatırlatan bir uyarıcı olduğu için, orucu gerçek anlamıyla yaşayan fertlerin ve bunlardan oluşan toplumun, ahlaki seviyenin doruğuna ulaşması esastır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v), “Sizden biriniz oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimseyle çekişmesin. Biri kendine söver yahut çatarsa, ben oruçluyum desin” buyurmuştur. Yine Allah’ın elçisi “Oruçlu kimse yalan ve yalancılıkla iş yapmayı terk etmezse, yemeyi içmeyi bırakıp aç durmasın; Allah nezdinde hiç. bir değeri yoktur” buyurmuştur. Diğer bir hadisi ise şöyledir: “Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan ona ancak susuzluğu kalmıştır.” Rasulüllah’ın şu hadisi, gayesine ulaşan orucun toplum üzerindeki etkilerini çok özlü bir biçimde ifade etmektedir. “Ümmetinden olanlar, Ramazandaki (hayırları tam olarak) bilseler, bütün senenin Ramazan olmasını dilerlerdi. “Hedefine ulaşan bir oruç ayında toplum, iyiliklerle bezenmiş, kötülüklerden arınmıştır.

Ancak, orucun hikmetleri üzerinde düşünürken, onu asla nefsi ezmek. şehvet ve arzuları terke alıştırmak gibi sathi bir fikre icra etmemek gerekir. Birçok hikmetlerinden söz etmek mümkün olmakla beraber, orucun icra edilmesi gerekli nokta, hiç şüphesiz Allah’ın emrine mutlak itaat ve huşu içinde ona teslimiyetten ibaret tir.

Orucun Ramazan ayında farz kılınmasının, hidayet rehberi Kur’an-ı Kerim’in nazil olmaya başlanması gibi mesut bir olayla izah edildiğini bizzat Yüce Allah’ın ayetlerinde görmekteyiz: ”Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’an’ın indirildiği aydır.” (K.2/185).

İslam’ın beş esasından biri olan oruç, Ramazan ayında tutulması gereken (farz olan) oruçtur. Herhangi bir sebeple Ramazan ayında tutulamayan bu orucun kaza edilmesi ve keffaret olarak tutulacak oruçlar da farzdır. Bu farz oruçların dışında daha başka neviden oruçlar da vardır. İslam dinindeki oruçlar şu neviler altında toplanabilir:

Oruç Çeşitleri

1) Farz oruçlar: 

a)Muayyen farz oruç: Ramazan ayı içinde tutulan oruc, vakti belirlenmiş ve farz hükmünü taşıyan oruçtur.

b) Gayrmuayyen farz oruç: Ramazan ayı dısında kaza edilen Ramazan orucu ile ceza niteliğindeki keffaret oruçlar, vakti belirlenmemiş, fakat farz hükmünü taşıyan oruçlardır.

2) Vacip oruçlar

a) Muayyen vacip oruç: Belirli zamanda tutulması nezredilmiş (adanmış) oruçlar. b)Gayrmuayyen vâcip oruç: Belirli bir zaman tayin etmeksizin nezre dilmiş (adanmış) oruçlar.

3)Nafile oruçlar: Farz veya vacip olmamakla birlikte, Allah rızası için, sevap kazanmak kasdıyla tutulan oruçlardır; haram veya mekruh olmayan zamanlarda, dileyen oruç tutarak sevap kazanmaya çalışır. Hz. Peygamber’in belirli günlerde bu maksatla tuttuğu oruçları O’na uyarak ve O’nun şefaatini kazanmak ümidiyle tutmak sünnet, mendub ve müsteheb oruç adlarıyla anılır. Bu gibi oruçların başlıcaları şunlardır:

a)Şevval ayı içinde altı gün,

b)Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günleri,

c)Eşhur-i hurum denen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayların perşembe, cuma ve cumartesi günleri, c)Zilhicce’nin başından do. kuz gün, özellikle dokuzuncu günü (kurban bayramı arefesi),

e)Haftanın pazartesi günleri tutulacak oruçlar.

4) Mekruh oruçlar: Bazı zamanlarda veya durumlarda oruç tutulması dinen hoş görülmemiştir. Bunlardan başlıcaları şunlardır: a) Ramazan Bayramının birinci, kurban bayramının 1.2.3. ve 4. günlerinde ( harama yakın derecede mekruhtur).  b) Kadına kocasının nafile oruç için izin vermemesi halinde (farz veya vacip oruç için izin verip vermemesi önemli değildir). c) Yevm-i Şekk , Ramazan’dan olduğu ispatlanamayan, şüpheli gün demektir. Farz oruca Ramazan girince başlanır. Bu da Ramazan hilâlini görmekle tespit edilir. Ramazan hilâli tespit edilememişse yevm-i şekk gündeme gelir. Bir kimsenin yarın Ramazan ise Ramazan orucu olsun, değilse nafile oruç olsun, niyetiyle oruç tutması yanlıştır. d) Yalnız Cuma ve cumartesi günlerinde, e) Muharrem ayının yalnız 10. günü (Aşure günü ), f) Yalnız Nevruz ve Mehr-i Can günlerinde (İranlılara ait bayram günleri “Savm-i visal” şeklinde (gece ve gündüz hiç orucu açmadan sürdürerek, birden fazla orucu birbirine ekleyerek ) tutulan oruçlar.

Orucun rüknü nedir? Oruç için mecbur olan hükümler

Orucun rüknü “oruç süresince orucu bozan şeylerden kendini tutmak’tır orucun şartlarının 3 grupta incelemek gerekir:

1) Vücubunun şartları (farz olmasının şartları): a) müslüman olmak buna göre,hayatının belli bir döneminden sonra müslüman olan kimseye, müslüman olmasından önceki devrede geçen oruçları farz olmadığından kaza etmek  gerekmez. b) akıl: ramazanda temiz kudretini yitiren ve ramazan ayı çıktıktan sonra temiz kudretine tekrar kavuşan kimseye bu oruçları kaza etmesi gerekmez ( fakat ramazan ayı içinde akli melekesini tekrar kazanırsa geçen oruçları kaza etmesi gerekir ) c) Buluğ: Buluğ Çağından önce oruç farz değildir; fakat 7 ve özellikle 10 yaşından itibaren çocukları ve temyiz kudretine sahip müslüman çocuklarının oruçları sahihtir.

2)Edasının farz olmasının şartları (muayyen zamanında tutma gereğinin şartları): a) Sağlıklı olmak: oruç tutmayacak kadar hasta olanlar, orucu muayyen zamanında tutmaya mevbur değilfdir; Böyleleri orucu daha sonra kaza ederler oruç tutmaları halinde zarar doğmasından korkan hamile ve emziren kadınlar ile çok yaşlı kişilerde bu gruba girer. Ancak çok yaşlıların bir daha oruç tutmayacakları tahmin ediliyorsa kaza yerine hergün için bir fidye (bir fitre tutarı) fakire tasadduk ederler. Hayız ve nifas da, orucu edaen tutmanın farziyetini kaldırır; ayrıca bu halde tutulan oruç sahih olmaz. b) Mukim olmak: Seferi olanlar (yolcular) da dilerse, orucu muayyen vaktinde tutmayıp daha sonra kaza ederler.

3) Sıhhatinin şartları (tutulan orucun sahih olmasının şartları) :  a) Niyet: O oruç ibadet maksadıyla tutulmasığı taktirde, ibadet niyeti olmaksızın şu veya bu sebeple oruç sürsince oruç bozan şeylerden sakınmış olmakla oruç sahi ( geçerli ) olmaz. Niyetin kalpten geçirilmesi yeterlidir. Sözle ifadesi mendub olmakla birlikte, sıhhat şartı değildir. Mesala, sahura kalkmak niyetin ifadesidir. Ramazan orucu, vakti belirlenmiş adak ve genel olarak nafile oruçları için güneşin batmasından ertesi gün kaba kuşluğa ( öğle öncesine kadar niyet  edilebilir ve  mutlak olarak oruca niyet yeterlidir. Kaza, kaffaret ve vakti belirlenmiş adak oruçları için fecr-i sadık önce niyet etmek gerekir ve hangi oruca niyet edildiği belirtilmelidir.  b) Hayız ve nifasdan  temiz olmak: kadınların aybaşı hali görürlerken veya lohusa iken oruç tutmaları geçerli olmaz; Kadınlar bu dönemde oruçları daha sonra kaza ederler.

Yemek-içmek, karına veya dimağa ulaşacak tarzda gıda veya ilaç alınması cinsi birleşme ve  buna ilhak edile bilecek cinsi tatmin orucu bozar. Bunların unutularak ( oruçlu olduğunu bilmeden) yapılması orucu bozmaz; bu virgül istisnai bir hükümdür. ister bilerek ister hata ile, isterse kendi rızası dışında ( mesela zorlanarak veya uykuda) olsun, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde oruç bozulur. Fakat bütün bu durumlara bağlanacak fıkhi sonuç aynı değildir. bazı durumlarda sadece kaza bazı durumlarda ise hem kaza hem keffaret gerekir.

Kaza tutulmamış veya tutlupta bozulmuş her bir oruca karşılık, Ramazandan sonra münasip bir zamanda bir gün oruç tuttmak demektir. Keffaret ise bir cezadır; oruç tutmanın değil orucu bozmanın cezasıdır. Keffaret-i Savm (oruç kefareti ) sırasıyla şu yollardan biriyle ödenmiş olur: a) İmkan varsa müslüman veya gayr-i müslim bir köle veya cariyeyi  azad edip hürriyetine kavuşturmak,  b)Buna imkan yoksa, iki ay aralıksız  oruç tutmak c)Bunu da yapamazsa, altmış fakiri birer gün doyurmak veya bunun bedelini vermek.

Orucun kaza ve kefaretini gerektiren durumlar

Orucu bozan durumların hem kaza hem keffareti gerektirmesi için aşağıdaki şartların bulunması gerekir.

a)Oruç hem şeklen hem de özü itibariyle bozulmuş olmalıdır. Buna göre, ağız yoluyla alınmayan gida ve ilaç ile yenmesi içilmesi normal olmayan, gıda ve ilaç teşkil etmeyen veya insan tabiatının nefretle karşıladığı şeylerin yenip içilmesi keffareti gerektirmez. Meni gelmeksizin yapılan cinsî birleşmede bu şart gerçekleşmiş sayılır ve keffâret gerekir.

b)Yukarıda belirtilen oruç bozucu durumun kasden meydana getirilmesi gerekir. Buna göre, hata ile veya kendi rizası olmaksızın meydana gelen oruç bozucu durumlara da keffaret gerekmez.

c)Oruçlunun mükellef olması gerekir. Orucun vücub şartları kısmında belirtilen şartları taşımayan kimsenin tuttuğu orucu bozması keffareti gerektirmez.

d)Bozulan orucun, Ramazan ayında eda niyetiyle tutulan oruç olması gerekir. Ramazan orucunun kazasına veya başka bir oruca niyet edilmişse keffaret gerekmez.

e)Geceden niyetin yapılmış olması gerekir. Aksi takdirde keffaret gerekmez.

f)Orucu bozmayı gerektiren bir özrün bulunmaması gerekir. Buna göre tecrübi bir alamete veya Müslüman bir doktorun teşhisine binaen, açlıktan veya susuzluktan canını yahut aklını kaybetmesinden korkulan kişinin, aynı şekilde hastalığının artmasından endişe edilen hastanın, kendisine veya çocuğuna zarar gelmesinden korkulan hamile veya emzikli kadının, oruçlu iken yolculuğa çıkan kimsenin orucu bozması halinde keffâret gerekmez.

g)Orucu bozduktan sonra, orucun edaen tutulmasının farziyetini kaldıran semavî (kişinin elinde olmayan) bir özrün ortaya çıkmamış olması gerekir. Buna göre, orucu bozduktan sonra, hastalık, doğum gibi bir özür ortaya çıkarsa keffaret gerekmez. Fakat orucu bozduktan sonra kendisini, vücudunu yaralayıp oruç tutamaz hale getirse veya yolculuğa çıksa keffaret borcundan kurtulamaz.

h) Orucu bozmayan ve fakat orucun bozulduğu şübhesini uyandırabileceği kabul edilen durumlardan sonra bozulmuş olmamalıdır. Mesela, oruçlu iken unutarak bir şey yiyen veya ihtilam olan kimse orucu bozuldu zannederek kasten oruç bozucu davranışta bulunsa keffaret gerekmez.

Orucu bozup da keffareti gerektirmeyen durumlarda sadece kaza gerekir. Bu durumların başlıcaları şunlardır:

a)Gıda ve ilaç niteliğinde olmayan şeyleri (çakıl, taş, toprak v.b.) yemek niteliğindeki şeyleri normal şekilde (pirinci çiğ olarak tuzu bol miktarda v.b.) yemek,

c)Hata ile veya kendi rizası olmadan oruç bozan bir durumun meydana gelmesi (istemeyerek ağzına yağmur suyu kaçması, oruç bozucu fiile zorlanmak gibi).

d)Keffâret gerektirmeyecek tarzda cinsi tatmin (normalin dışında cinsi temas, öperken veya dokunurken boşalma),

e) isteyerek ağız dolusu kusmak,

f)Dişlerin arasında kalan nohut veya daha büyük şeyleri yutmak,

g)Lavman yaptırmak, kulağa veya buruna ilaç akıtmak,

İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, vücudun tabii olmayan deliklerinden akıtılan ilaç orucu bozmaz (bu görüşe göre iğne orucu bozmaz). İmam Ebu Hanife’ye göre ise, tabii olmayan deliklerden mesela bir yara vasıtasıyla karın veya dimağa ulaştırılan ilaç orucu bozar (bu görüşe göre iğne orucu bozar).

Yukarıda başlıcaları zikredilen oruç bozucu durumların dışında kalan durumlarda oruç bozulmaz. Zaman zaman tereddüde yol açan bu durumların (oruç bozmayan hallerin) başlıcaları şunlardır:

a) Oruçlu olduğunu unutarak yemek, içmek, cinsi birleşmede bulunmak,

b) Öpmeksizin veya dokunmaksızın boşalmak,

c) Boşalma olmaksızın öpmek, dokunmak,

d)istemeden kusmak,

e)Oruçlu iken ihtilam olmak veya geceleyin cünup iken yıkanmadan imsak vaktini geçirmek,

f)Dişlerin arasında kalmış nohuttan küçük şeyleri yutmak,

g)Sürme vb. şeyler kullanmak, güzel koku koklamak,

h) Yıkanmak.

Orucun sünnet ve adabı: Oruç tutacak kimse, sahur yemeğine kalkmalı, güneş batar batmaz geciktirmeden (akşam namazından önce) orucunu açmalıdır. Oruçlu kimse, sadece bir mahrumiyet egzersizi yapma durumundan kaçınmalı; gönlünü, dilini, bütün uzuvlarını, düşünce ve duygularını ibadet için seferber etmeli, günaha yöneltici duygu ve düşüncelerine karşı direnmeli, İslam esaslarını mükemmel bir biçimde yaşamının örnek uygulamasını gerçekleştirmelidir. Lüzumsuz söz ve meşgaleler yerine, ilim, Kur’an tilaveti ve zikir ile meşgul olmalı, fakirlere ve zayıflara her zamankinden fazla yardımcı olmalı dır.

Paylaş

Yorumlar