Ölünün arkasından ağlamak ve yas tutmak caiz midir?

0

Ölünün arkasından ağlamak ve yas tutmak caiz midir?

Ölüm sebebiyle bir insanın üzülmesi, hüzünlenmesi, kederli bir hal alması normaldir. Hatta acısını açığa vurup sessizce ağlaması ve gözyaşı dökmesinde bir sakınca yoktur. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) de oğlu İbrahim’in, kızının ve kızının çocuğunun vefatlarında bizzat gözlerinden yaşlar akıtarak sessizce ağlamıştır. (Buhârî, Cenâiz, 43) Bunun yanında Allah’ın takdirine karşı çıkmanın ve cahiliye döneminde olduğu gibi yaka-paça yırtarak ağlamanın doğru olmadığını da beyan etmiştir. Nitekim Allah Resulünün (s.a.v) küçükken vefat eden oğlu İbrahim’in ardından “…göz ağlar, kalp üzülür, fakat Rabbimizin razı olmayacağı söz söylemeyiz” (Buhârî, Cenâiz, 32, 42, 43) buyurması bu konuda müminler için bir örneklik teşkil eder.

Ölen kimsenin arkasından gözyaşı dökmek doğru mu? Ölünün arkasından ağlamak ile ilgili hadis ve açıklaması.

İbni Ömer radıyallahu anhüma şöyle dedi:

Sa’d İbni Ubade (r. anh) hastalanmıştı. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) Abdurrahman İbni Avf, Sa’d İbni Ebû Vakkas ve Abdullah İbni Mes’ûd ile birlikte Sa’d’ı ziyarete geldi. Yanına girdiğinde onu elem ve ıstırap içinde, ailesi tarafından etrafı kuşatılmış bir halde buldu. Bunun üzerine:

– “Öldü mü?” buyurdu.

– Hayır, ey Allah’ın Resûlü (ölmedi), dediler.

Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) (Sa’d’ın bu ağır durumuna üzülerek) ağladı. Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) ağladığını görünce oradakiler de ağladılar. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem:

“Bilmez misiniz, gerçekten Allah, gözyaşı ve kalbin hüznü sebebiyle insana azab etmez. Fakat -eliyle diline işaret ederek- işte bunun yüzünden azap eder veya bağışlar” buyurdu. (Buharî, Cenaiz 45, Talak 24; Müslim, Cenaiz 12)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız?

Hadîs-i şerîf’te Hz. Peygamber’in, Medineli büyük sahabî Sa’d İbni Ubade’nın ıstırabının ağırlığını görünce üzülüp ağladığını beraberindekilerin de Hz. Peygamber’e bakarak ağladıklarını görmekteyiz.

Hadisin rivayetlerinde Sa’d’ın baygın halde olduğu, elem ve ıstırabından kendinden geçmiş bulunduğu, ölmüş gibi üzerini örttükleri veya yakınlarının ve ziyaretçilerin ona hizmet için etrafını sarmış oldukları anlamlarına gelecek şekilde ifadeler bulunmaktadır. Resûl-i Ekrem Efendimiz de esasen bu halden dolayı “öldü mü?” diye sormuştur.

Sa’d’ın ölmemiş olduğunu öğrenmesine rağmen Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) ağlaması, biraz da Sa’d’ın İslam için yaptığı hizmetleri hatırlamış olmasından ileri gelebilir. Oradakiler, Efendimiz’in ağladığını, inci tanesi gözyaşlarının mübarek yüzüne ve sakalına döküldüğünü görünce farketmişlerdir. Hastanın başucunda böyle sessizce gözyaşı dökmenin, keza ölenin arkasından yine böyle sessizce ağlamanın ve kalben üzülmenin yasak olmadığı hem Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) ve yanındakilerin bu durumlarından hem de hadisin devamındaki sözlü açıklamadan anlaşılmaktadır.

Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) böyle zamanlarda kalbin hüznüne ve gözlerin yaşarmasına değil, asıl ağızdan çıkacak sözlere dikkat etmek gerektiğini bildirmiştir. Acıyla söylenecek bazı sözlerin azab vesilesi, sabır gösterip kadere rıza ve teslimiyet anlamı taşıyan sözlerin ise rahmet vesilesi olacağını bildirmiştir. Bu demektir ki, hem ağızdan çıkacak sözlere hem de ses tonuna dikkat etmek gereklidir.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Ölüye üzülüp sessizce gözyaşı dökmek caizdir.

2. Hastanın yanında da böyle sessizce ağlanabilir.

3. Hastaları ziyaret etmek, Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarındandır.

4. Yasak olan ağlamak değil, bağıra – çağıra ağlamaktır.

5. Peygamber Efendimiz, her halükarda tebliğ ve ikaz görevini yerine getirmiş ve böylece mü’minleri ne kadar sevdiğini açıkça göstermiştir.

6. Sahabîler Resûl-i Ekrem Efendimiz’i her haliyle izlemeye çalışırlardı. Onunla sevinir, onunla ağlarlardı.

Paylaş

Yorumlar