Namaz Müminin Miracıdır Ne Demektir?

0

Namaz Müminin Miracıdır

 

Allah Resulünün (s.a.v) ilmi ve ameli mucizelerinden biri, ubudiyetinin sayesinde gerçekleşen “Miraç” olayıdır. Kur’an ve hadisler, bu mucizeden aza met ve övgüyle bahsetmektedir. Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) miraçta meşhut olan/ gösterilen şeylerin bir miktarı, seyr-u suluk ehli için de gerçekleşebilir. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), Miraç’tan ümmetine üç büyük hediyeyle dönmüştür. Bu hediyelerin birincisi Peygamberimizin “Gözümün nuru” dediği beş vakit namazdır. Namaz, Allah Azze ve celle ile kul arasındaki güçlü iman bağının tezahürüdür. Namaz, yönünü kıbleye dönen, alnını secdeye koyan müminin manevi yükselişidir. Namaz sadece şekilden ibaret değildir. Bilakis namaz, bedenen olduğu kadar zihnen ve kalben de insanı kuşatan bir ibadettir. Namaz kılan kişi aynı zamanda güzel ahlaklı, dürüst, mütevazı, merhametli, adil olması beklenen insandır. İşte bu yüzden ayet-i kerimede “Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar” (Ankebût, 29/45.) buyurulmuştur. Mirac’ın bir diğer hediyesi “Âmenerresûlü” olarak bildiğimiz ve her gün yatsı namazından sonra okuduğumuz Bakara Suresi’nin son iki ayetidir. Bu ayet-i kerimeler bize iman esaslarını, kulluk şuurunu ve sorumluluk bilincini hatırlatır. Dünyada yapıp ettiğimiz her şeyin bir hesabı olduğunu bildirir. Rabbimize içtenlikle nasıl dua ve yakarışta bulunacağımızı öğretir. Mirac’ın son hediyesi ise ümmet-i Muhammed’den Allah’a ortak koşmayanların günahlarının bağışlanacağı ve sonunda cennete girecekleri müjdesidir.

 

Müminin Mi’racı Namaz

İkincisi: Süleyman Çelebi ifade etmiş alacağımız dersi, buyurmuş ki… Rahmetu’llahi aleyhi rahmeten vasiah… Ne mübarek zat imiş, ne tatlı söylemiş: Sen ki Mi’rac eyleyip kıldın niyaz, Ümmetin Mi’racını kıldım namaz. Allah Azze ve celle böyle buyurdu diyor Süleyman Çelebi… Peygamber Efendimiz o huzur-u Rabbil-İzzet’ten ayrılmak ister mi?.. İstemez ama;

Avdet idüp da’vet et kullarımı,
Ta gelüben göreler didarımı!

“Sen ey peygamberim, git kullarımı benim yoluma davet eyle; onlar da gelip benim didarımı görsünler!”
Cehennemde didar görülmeyecek, cennette görülecek. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tavsiyesini, davetini dinleyeceğiz, yolundan gideceğiz, cennette göreceğiz. Cennet ehlinin de müstesnalarına ikram… Cuma günleri cennet ehlinin derecesi yüksek insanlarına Allah Azze ve celle:
“—Size bir nimet ihsan edeyim!” diyecek.
Diyecekler ki:
“—Ya Rabbi, her nimeti verdin bize:

مَا الَ عَيْنٌ رَأَتْ، وَالَ أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَالَ خَطَرَ عَلٰى قَلْبِ بَشَرٍ
)خ. م. ت. ه. حم. در. حب. عن أبي هريرة(
(Ma la aynün raet, ve la üzünün semiat, ve la hatara ala kalbi beşer.)

“Gözlerin hiç görmediği, kulakların hiç duymadığı, hiç bir beşerin aklına, hayaline, gönlüne hayali bile gelmemiş olan çok güzel nimetleri verdin bize, hiçbir ihtiyacımız yok ki!..”
Cemalini gösterecek, cemalullahı görünce, mest olacaklar.
سًَلَمٌ قَوْالا مِنْ رَب رَحِيمٍ )يس:٥٨)
(Selamün kavlen min rabbin rahim) [Onlara merhametli Rabbin söylediği selam vardır.] (Yasin, 36/58) Allah Azze ve celle nin selamına mazhar olacaklar. Eve geldikleri zaman ev ahalisi diyecek ki onlara:
“—Size bugün ne oldu, kokunuz güzelleşmiş, nurunuz ziyadeleşmiş?” Allah Azze ve celle nin cemali ikramına, selamı ikramına mazhar olacaklar. Gelip de Allah Azze ve celle nin didarını görmek için, Rasulüllah’ın davetine uymak lazım!.. Bunu hiç unutmayalım.

Sen ki Mi’rac eyleyip kıldın niyaz,
Ümmetin Mi’racını kıldım namaz.

“Ey Rasulüm sen geldin, Mi’rac ettin, hiç bir beşere nasip olmayan bu yüksek mertebeleri buldun. Benim huzuruma geldin, bi-kem ü keyf o tatlı anları yaşadın. Ümmetinin Mi’racını da namaz eyledim.” diyor. Bizim Mi’racımız ne, hadis-i şerifte geçiyor:
اَلصَّلٰوةُ مِعْرَاجُ الْمُؤْمِنِ
(Es-salatü mi’racü’l-mü’min)

“Namaz mü’minin Mi’racıdır.” Peygamber Efendimiz peygamberlerin en büyüğü idi, Seyyidü’l-evveline ve’l-ahirin idi, Mi’rac eyledi; sen de namazda Mi’rac et!.. “Allahu ekber” dediğin vakitte, “Hiç bir şeyle mukayese edilmeyecek şekilde Allah Azze ve celle  her şeyden daha büyük!” de, at her şeyi arka tarafa, Allah-u Teala Hazretleri’nin huzurunda elpençe divan dur, boyun bük!.. Ona hamd ü sena eyle, onun ayetlerini okuyarak ona hitab eyle!.. Ondan sonra önünde rüku eyle, pak alnını onun huzurunda secdeye kapa!.. Onu tesbih eyle, her türlü noksandan tenzih eyle!.. Bunları şuurla yap, o da Mi’rac olur. Olmuş, olmayacak bir şey değil… Hazret-i Ali Efendimiz, Hazret-i Hüseyin Efendimiz, diğer sahabe-i kiram, namaz kıldıkları zaman kendilerinden geçerlermiş. Vücutlarına batmış olan zırhı çıkartırlarmış da, duymazmış. Kendinden geçiyor yani, nasıl oluyorsa… Öyle namaz kılmak lazım!.. İki insan camiye gelir, aynı namazı kıldıkları halde birisi bir parmak ucu kadar bir ecir alır, ayrılır; ötekisi çok büyük ecirler alır, ayrılır. Neden?.. Şuur farklı… Aman bu namazı küçümsemeyin, ehemmiyetsiz bir ibadet sanmayın!.. Bu namaz mü’minin Mi’racıdır.

Şu Mi’rac gecesinde bir kere daha ifade ediyoruz, mü’minin Mi’racıdır. Zaten bu Mi’rac gecesinde hediye olarak, bu mübarek Mi’racın bir hatırası olarak beş vakit namaz farz olmuştur. Kim sıdk ile bu beş vakti eda
ederse, elli vakit namaz kılmış gibi Allah ecir verir. Çünkü bir iyilik on misli ile mükafatlandırılıyor. Mi’racdan dönüşteki o Musa AS’ın tavsiyesi üzerine, elli vakit namaz farz olmuşken, onun indirilmesiyle ilgili rivayetleri bilirsiniz. Eskiden, Mi’rac’dan evvel, müslümanlar sabah ve yatsı namazlarını kılarlarmış. Mi’rac gecesinde beş vakit namaz farz olmuş; sabah, öğle, ikindi, akşam, yatsı… Ne güzel olmuş. Günün en önemli vakitlerinde ne güzel oluyor da, şu çirkef dünyanın pisliğinden sıyrılıp abdest alıyoruz, günahlardan azalarımızı temizliyoruz. Rabbü’l-alemin’in huzuruna duruyoruz, melekleri imrendirecek bir tarzda saf bağlıyoruz. Ondan sonra onun huzurunda rüku ediyoruz, secde ediyoruz. Ona tahmid ediyoruz, tesbih eyliyoruz, zikreyliyoruz. Ne güzel!.. El-hamdü lillah Allah-u Teala Hazretleri bizi Müslüman eylemiş, en güzel ibadetlerle bizleri şereflendirmiş.

 

Paylaş

Yorumlar