Medine’de siyasi birliğin kuruluşu ve Medine sözleşmesi

0

Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v) Medine’ye hicret yaptığı zaman. Medine de Mekke’de ki gibi bir idare sistemi yoktu. Yani her kabile kendi kendini yönetiyordu. Medine’de Evs ve Hazrec kabilelerinin yanısıra üç tanede Yahudi menşeli kabile bulunuyordu.

 

Medine sözleşmesi ne zaman yapıldı? Önemi 

Medine’ye hicretin amacı Hem müslümanları bir inanc birliği altında toplamak için Uygun bir yer olması hemde şehirde dağınık halde ki idari sistemin daha güçlü bir şekilde tahsis edilmesine imkan sağlamasıydı. İlk iş olarak Ensâr-Muhâcir kardeşliği kuruldu. Bu ilk atılan en önemli adım olsa da Medine de yalnızca müslüman Araplar değil Yahudi nüfusu da fazlaydı. Bundan dolayı Yahudilerin de kolayca uyum sağlayacağı yeni bir sistem kurulması şarttı
Resullah’ bu yeni yönetim anlayışını kurmak için hem arap müslümanlara,hemde Yahudilere birer sözleşme metini hazırlanmasına karar kıldı. Medine sözleşmesi olarak geçen bu sözleşme binevi bir anayasa niteliği taşır.

Bu anayasa yani sözleşme ister Müslüman olsun veya olmasın Medine’de ki halkın tamamının huzur ve güvenlik içinde ve herkesin gönlünün razı olunacağı şekilde bir temele dayanmayalıydı. Aksi halde bu durum sağlanamazsa birden fazla kabileyi ve dini barındıran Medine de iç karışıklık çıkması içten bile değildi.

Hem İslam tarihindeki, hemde dünya tarihinde ilk olan sözleşmeye Medine Sözleşmesi denir. Ve tam 47 başlıktan oluşur. Anlaşmanın içeriğine bakacak olursak Kan davalarının durumu, savaş esirleri, karşılıklı yardımlaşma, adalet, Eman, kısas gibi konular hukukî boyutlarda ele alınmıştır.

 

Ve en önemli maddesi 1. Madde olduğu savunulur.

1.madde de;
Müslümanların dışında kalan herkes, müslümanlara bağlı kabul edilmiştir. Böylece bir eşitlik ortamı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Bir diğer önemli madde 14. Maddedir; 14. Madde de;
Hiçbir mümin,bir kâfir uğura öldürülmeyecek, ve bir müminin aleyhine kâfirlerle anlaşmalar yapılmayacaktır kararı alınmıştır. Eğer ki her iki tarafında anlaşamadığı bir konu olduğu zaman Hz. Muhammed (s.a.v)e müracaat edecektir.

Yahudilerin Mekkeli müşriklerle yardım etmesi ve onlarla iş birliği içinde olması veya onları muhafaza etmesi yasaklanmıştır.

Eğer ki Medine’ye karşı herhangi bir saldırı durumunda Müslümanlar ve Yahudiler Medine’yi ortak bir şekilde savunacaktı. Ancak Medine’nin dışında yapılacak bir savaşta ittifak kurmak şart değildi.
Bu anlaşmadan anlaşıldığı üzere Medine’nin iç güvenliğinin güvence altına alınması sağlanmaya çalışılmış, dışardan gelecek tehlikelere karşı birlikte mücadele edilmeye çalışılmıştır.

Bu anlaşmanın bir diğer önemi ise anlaşmayı hazırlayan Resullah Hz Muhammed (s.a.v)in aynı zamanda Medine’nin idarecisi konumunda olduğunu bize gösterir. Çünkü belgenin Hz. Muhammed (s.a.v) tarafından yazılması, anlaşmazlık durumundan ona müracaat edilmesi Peygamber Efendimizin tıpkı devlet başkanı konumunda olduğunun kanıtıdır.

Medine sözleşmesine göre devletin asıl kurucusu Müslümanlardır. Ancak Yahudiler de müslümanlarla aynı haklara getirilmiştir. Onlarda dinlerinde serbestçe yaşama hakkı verilmiş ve Medine’ye karşı yapılacak saldırıda müslümanlarla beraber savunma yapacaklarına dair sözleşme imzalamışlar ve onlara bağlı olmuşlardır.

Özetle Medine sözleşmesi ile Kabile kurallarının hakim olduğu Medine de artık hukuka bağlı bir anlayış getirilmiştir

Paylaş

Yorumlar