Kuranda Geçen Nebi Ve Resul Kavramları Ne Anlama Geliyor?

0

NEBİ NE DEMEKTİR?

Kur’an-ı Kerim’de peygamberler için kullanılan temel terimlerden biri “nebi”dir.1 “Nebi” teriminin türetildiği kökle ilgili olarak iki ayrı görüş ileri sürülmüştür. Birincisine göre kelimenin aslı hemzesiz olup “yükseklik, yüksek makam” anlamlarını taşıyan “nebve, nebave” köklerinden türetilmiştir. Bu durumda nebi, Allah katında en yüksek dereceye sahip bulunması ve insanların hidayetine vesile olması sebebiyle, “yüksek makam sahibi kimse” anlamına gelir. İkinci görüşe göre “nebi”nin aslı hemzeli olup “haber vermek, ortaya çıkmak” anlamındaki “neb’, nübu’ ” kökünden türemiştir. Bu tercihe göre nebi, “İnsanlara Allah’tan mesaj getiren kimse” demektir. Kelimenin türetildiği kökle ilgili iki görüşü de dikkate alarak nebiyi, “Allah’tan aldığı mesajları tebliğ etmek ve muhataplarını hak dine çağırmakla görevlendirilen yüksek makam sahibi kimse” şeklinde tanımlamak mümkündür. “Nebi” Kur’an’da hem tekil hem de çoğul olarak (el-enbiya’, en-nebiyyun) şekillerinde kullanılmış; ayrıca peygamberlik görevini ifade etmek üzere “nübüvvet” kelimesine de yer verilmiştir.2
“Nebi” kelimesinin ıstılah anlamıyla ilgili açıklamalarda daha çok “resul” terimi ile ilişkisi üzerinde durulduğu ve konuya bu yolla izah getirilmeye çalışıldığı görülür. Mesela Ebü’l-Hasan el-Eş‘ari (ö. 324/936) nebiyi “özel bir yöntemle Allah’tan kullara mesaj getiren kimse” olarak tanımlarken her resulün nebi olduğunu fakat her nebinin resul olmadığını vurgular.3 Buna göre Eş‘ari, nebinin Allah ile kulları arasındaki aracılığını kabul ederken onun her zaman yeni bir şeriat tebliğ etmediğine işaret etmektedir. İmam Matüridi (ö. 944/333) nebiyi “insanların talep ve sualleri üzerine Allah katından haber ve cevaplar getiren zat” olarak tarif ederken4 Zemahşeri (ö. 538/1143) ise “Allah’tan kullara mesaj aktaran, ancak kendisine özel bir kitap indirilmemiş peygamber” şeklinde tanımlar.5 Bu durumda nebi, kendisine bir kitap (ve dolayısıyla yeni bir şeriat) indirilmediği için, insanları kendinden önceki peygamberin şeriatına davet eden kimsedir.6

RESUL NE DEMEKTİR?

Kur’an’da peygamberler için kullanılan ikinci terim “resul” ve aynı kökten türetilmiş olan “mürsel”dir.
“Resul”ün türetildiği “resel”in kök manalarından biri “göndermek”tir. “Resul” ise ism-i mef‘ul anlamında,
“kendisine belli bir görev verilerek bir yere gönderilen elçi” demektir. Çoğulu “rusül”dür. Ayrıca “resul” sözcüğü “gönderilen mesajı” ifade etmek için de kullanılır. “Risalet” de “gönderilen mesaj, peygamberlik görevi” manalarına gelir.7 Kur’an-ı Kerim’de tekil halinde “resul”8 veya çoğulu olan “rusül”9 beşerden gönderilen peygamberleri ifade etmek için kullanıldığı gibi, bunlarla Cebrail ve diğer meleklerin kastedildiği de olmuştur.10 Yine peygamberi ifade etmek üzere “gönderilen” anlamındaki “mürsel”11 (çoğulu mürselun)12 kelimesi de kullanılır.13 Resul kelimesinin terim anlamına gelince, Eş‘ari bu terimi, “Allah’ın peygamberlik görevi ile kullarına gönderdiği ve kendisine tebliğ edeceği ibadetler, va‘d, va‘id, sevab ve
‘ikabla ilgili hükümleri bildirdiği kişi” olarak tanımlar.14

Matüridi ise resulü, “insanlar kendisine sorsun veya sormasın, istesin veya karşı çıksın risaleti tebliğ için gönderilmiş, her durumda bununla yükümlü tutulmuş şahıs” olarak tarif eder.15 Diğer alimler de “kendisine yeni bir kitap indirilen, yeni bir şeriat getiren, önceki şeriatı nesheden mucize sahibi zat” olarak tanımlarlar.16 Kur’an-ı Kerim’de peygamberler için kullanılan “nebi” ve “resul” terimleri arasında fark bulunup bulunmadığı konusu alimler arasında tartışmaya yol açmıştır. Bu terimler Kur’an’da ayrı ayrı peygamberleri ifade ettikleri gibi, bazen aynı peygamber için ikisinin birden kullanıldığı da
görülür.17 Nitekim “Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resule, o ümmi peygambere uyan kimselerdir.”18 mealindeki ayette Peygamberimiz (s.a.s.) hakkında da resul ve nebi teriminin birlikte kullanıldığı görülmektedir.

Kur’an’da her iki kelimenin de yan yana ve hatta aynı peygamber için kullanılmasına ve her ikisinin de “insanlara tebliğ için gönderilen peygamber” anlamlarını taşımalarına, yine her iki kelime için göndermek anlamında “irsal” fiilinin kullanılmasına dikkat çekerek aralarında fark olmadığını ileri sürenler de olmuştur. Öte yandan peygamberin Allah’tan vahiy alışı nübüvvet boyutunu, bu vahyi insanlara iletmesi ise risalet boyutunu ifade eder, şeklinde değerlendirmeler de mevcuttur. Ancak yaygın olan, yeni bir kitap ve şeriat ile gönderilene resul;  kendisinden önceki bir peygamberin kitabını ve şeriatını
tebliğ ile görevlendirilene nebi denilmesidir. Bu durumda her resul aynı zamanda nebi iken her nebi resul değildir. Öncelikle iki kelimenin farklı köklere ve ayrı sözlük anlamlarına sahip oldukları unutulmamalıdır. Bazı peygamberler için sadece biri kullanılırken bazılarına her ikisi de kullanılmıştır. İlgili ayetleri iki terim arasında belli farkların bulunduğu yönünde yorumlayan müfessirler daha tutarlı görünmekle birlikte, neticede onlar da bu iki terimi nübüvvet müessesesinin bütünlüğü içinde değerlendirme yoluna gitmişlerdir. Söz konusu terimler arasında bazı farkların bulunduğunu kabul etmek, Kur’an’daki nübüvvet anlayışında köklü değişiklik meydana getirmemektedir. Zaten İslam’daki peygamberlik müessesesi risalet-nübüvvet ayırımına gidilmeden genellikle “nübüvvet” kavramıyla ifade edilir. Resul ile nebi arasındaki bu umum-husus ilişkisi nübüvvetin son bulduğunun bildirilmesi ile risaletin sona erdiğini de ifade eder. Bu nedenle risaletin devam ettiği şeklindeki sapkın iddiaların hiçbir dini temel ve gerekçesi yoktur.
Türkçe’de “nebi” ve “resul” terimlerinin yerine aynı anlamı ifade etmek üzere Farsça olan “peygamber” kelimesi de kullanılır. Dini bir terim olarak “buyruklarını haber vermek üzere Allah’ın insanlardan seçip kendisine vahiy yoluyla kitap verdiği kişi” diye tanımlanır. Kur’an’da ayrıca peygamberler için “insanlara hayırlı bir haberi müjdeleyen, haber veren kimse” anlamında “beşir” ve “mübeşşir”19; “ileride gelecek tehlikeyi önceden haber veren, insanları bundan sakındırarak uyaran” manasında “nezir”20; “yol gösteren, doğru yola ileten” manasında “hadi” 21; Allah’ın “kulu” anlamında “ ‘abd”22 kelimeleri de kullanılmaktadır.

Dipnotlar:

1 bk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, el-Mu‘cemü’l-müfehres li elfâzi’l-Kur’âni’l-Kerîm, İstanbul 1984, “nebiy” md.
2 bk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, el-Mu‘cem, “nebiy”, “ enbiyâ’ ”,
“nebiyyûn”, “nübüvvet” md.leri.
3 İbn Fûrek, Ebû Bekir Muhammed b. Hasan, Mücerredü makâlâti’ş-Şeyh Ebi’l-Hasan el-Eş‘arî (nşr. Daniel Gimaret), Beyrut 1987,
s. 174; İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan”, DİA, XI, 446.
4 Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân (nşr. Ertuğrul Boynukalın), İstanbul:
Mizan Yayınevi, 2006, VI, 79.
5 Zemahşerî, Muhammed b. Ömer, el-Keşşâf ‘an hakâ’ikı gavâmizi’t-tenzîl ve ‘uyûni’l-ekâvîl fî vücûhi’t-te’vîl, Beyrut 1366/1947, II,
414.
6 Zemahşerî, el-Keşşâf, III, 37.
7 İbn Manzûr, Lisânü’l-‘Arab, “rsl” md.
8 bk. et-Tevbe 9/128.
9 bk. eş-Şu‘arâ 26/16.
10 bk. Hûd 11/69, 77, 81; el-Ankebût 29/31, 33; el-Hâkka 69/40;
el-Mürselât 77/1; et-Tekvîr 81/19.
11 bk. er-Ra‘d 13/43.
12 bk. el-Bakara 2/252; el-En‘âm 6/34; en-Neml 27/10.
13 Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “rsl” md.
14 İbn Fûrek, Mücerredü makâlâti’ş-Şeyh Ebi’l-Hasan el-Eş‘arî, s. 174.
15 Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân, VI, 79.
16 Bağdâdî, Ebû Mansûr Abdülkâhir b. Tâhir b. Muhammed et-Temîmî, Usûlü’d-dîn, İstanbul 1346, s. 154; Zemahşerî, el-Keşşâf, II,
414; III, 37; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb (et-Tefsîrü’l-kebîr)
(nşr. M. Muhyiddin Abdülhamîd), Kahire 1934-62, XXIII, 49;
Teftâzânî, Sa‘duddîn Mes‘ûd b. Ömer, Şerhu’l-Makâsıd (nşr. Abdurrahman Umeyre), Beyrut 1409/1989, V, 6; Cürcânî, Seyyid
Şerîf, et-Ta‘rîfât, Beyrut 1983/1403, “er-resûl” md.
17 bk. el-A‘râf 7/157, 158; Meryem 19/51, 54; el-Ahzâb 33/40; elHac 52/22.
18 el-A‘râf 7/157.
19 el-İsrâ 17/105.
20 bk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî, el-Mu‘cem, “nezir” md.
21 er-Ra‘d 13/7.
22 bk. Meryem 19/30; Sâd 38/30, 44.

Paylaş

Yorumlar