Kur’an-ı Kerim’in Özellikleri Nelerdir?

0

KUR’AN-I KERİM’İN ÖZELLİKLERİ

Kur’an-ı Kerim’in özelliklerini kendi açıklamalarından hareketle şöylece sıralamak mümkündür: Kendisinde şüphe, çelişki ve tutarsızlık bulunmayan, Arapça olarak vahyedilmiş (Arabî), önceki kitapları doğrulayan (musaddık), gözetip tanıklık eden (müheymin), mesajları evrensel olan, Allah tarafından korunan, ayetlerinin bir kısmı muhkem bir kısmı ise müteşabih konumunda bulunan, aydınlatan (nur), yol gösteren (hüda), hakkı batıldan ayıran (furkān), uyarıcı ve müjdeleyici (nezîr ve beşîr), hikmetli, gerçekleri açıklayıcı (tibyan) olan bir kitaptır.2

Kur’an-ı Kerim hakkında yapılan bu açıklamalardan elde edilen bazı sonuçlar ise şöyle sıralanabilir:

a) Kur’an’ı Hz. Peygamber’e gönderen Cenab-ı Hak’tır. Cebrail, onun Resulullah’a ulaşmasında sadece aracı olmuştur. Dolayısıyla Kur’an Allah’ın kelamıdır.

b) Vahyin Allah elçilerine gönderilişinin çeşitli şekilleri bulunmakla beraber Kur’an, Hz. Peygamber’e tamamen Cebrail aracılığı ile indirilmiştir.

c) Kur’an, sadece Resul-i Ekrem’e gönderilen lafızlardan oluşur. Dolayısıyla geçmiş peygamberlere indirilen
metinler veya o metinlerden bölümler Kur’an sayılmaz, onlara Kur’an muamelesi yapılmaz. Ancak bu
metinlerde alıntı olarak Kur’an’da yer alanlar Kur’an metnidir. Bunun gibi Hz. Peygamber’e melek dışındaki yollarla vahyedilen hususlar da Kur’an içinde yer almaz.

d) Kur’an, Resulullah’tan bize mütevatir olarak gelmiştir. Bu sebeple ahad yolla gelen rivayet ve kıraatler Kur’an metnine dahil edilmez ve böyle bir metne Kur’an muamelesi yapılmaz.

e) Kur’an, hem lafzı hem manası itibariyle mu‘cizdir yani erişilemeyen, benzeri yapılamayan bir eserdir: “Kulumuza indirdiğimiz Kur’an vahyi hakkında bir şüpheniz varsa, onun benzeri olabilecek bir sure getirin.” (el-Bakara 2/23.)

“Hem insanlar hem de cinler Kur’an’ın benzerini meydana getirmek için bir araya gelseler ve birbirlerine destek olsalar bile onun benzerini asla ortaya koyamazlar.”(el-İsrâ 17/88.)

Kur’an’ın metni gibi manası da erişilmez bir derinliğe sahiptir. Onu anlayarak okuyanların zihninde ve gönlünde çok yüksek düşünce ve duygular meydana gelir. Kur’an hakkında günümüze kadar birçok tefsir yazılmış olmasına rağmen, o, yine de tükenmez bir hazine durumundadır. Kur’an, lafız ve mananın bir arada oluşuyla ilahî kitap özelliğini kazanır. Bu sebeple sadece manaya Kur’an denilemez; namaz gibi Kur’an okumanın gerektiği yerde kıraatin buna uygun olması gerekmektedir.

Kur’an’ın kendine has bir iç örgüsü vardır. O, bir konuyu belli bir bölümde ele alarak sonuçlandırmaz. Aksine kişinin zihnine ve gönlüne yerleştirmek istediği hükümleri kitabın çeşitli yerlerine serpiştirir. Bu, tıpkı insanın fiilen yaşadığı hayata benzer. Çünkü insan, mesela yirmi dört saatlik bir hayat içinde, hem namaz kılma, hem alışveriş yapma… hem de sosyal bazı işlerle meşgul olma durumunda bulunur.
Söz gelimi savaştan ve yetimlerden söz eden ayetlerin arasına şarabın haramlığını, boşanmadan söz eden ayetlerin arasına namazla ilgili hükümlerin yerleştirilmiş olduğunu; hacla ilgili hükümlerin bir kısmının Bakara suresinde (196-203), bir kısmının Hacc suresinde (26-37) geçtiğini bulabilirsiniz. Kur’an’ın bu yöntemini Mahmud Şeltut şöyle bir benzetme ile ifade eder: Onun konuları ele alış şekli her tarafı meyve ve çiçeklerle dolu bir bahçeye benzer. İnsan bu bahçenin neresine giderse gitsin kendisine yararı olacak rengarenk çiçekler ve farklı meyveler bulabilir.

Sonuç olarak Kur’an hem lafzı hem de manasıyla Allah kelamı olup Hz. Peygamber’e Cebrail vasıtasıyla Arapça olarak gönderilmiş, sonraki nesillere tevatür yoluyla ulaşmış olup hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Fatiha ile başlayıp Nas suresiyle biten ve 114 sureden oluşan Kur’an, mushafla iki kapak arasına alınmıştır. O, lafzı ve manasıyla erişilmez bir kitap olup benzerinin meydana getirilmesi imkansızdır. Dolayısıyla Hz. Peygamber’e Cebrail vasıtasıyla indirilmeyen, mushaf içinde yer almayan söz ve ibarelere, Kur’an’ın tefsir veya tercümesi şeklindeki ifadelere Kur’an denilemez.

amentünün altı esasından biri Allah tarafından peygamberlere gönderilen kitaplara inanmaktır. Biz müslümanlar ilke olarak ilahî kitapların tamamına iman ederiz. Ancak bunların içinde değişikliğe uğratılmadan günümüze kadar gelen tek ve son kitap Kur’an-ı Kerim’dir. Dolayısıyla Kur’an’ın aslı muhafaza edilen son ilahî kitap oluşuna özel olarak iman etmek gerekmektedir. Bütün ilahî kitaplar Allah’ın kelamı olup bu açıdan aralarında fark yoktur. Allah’ın kelamı olmaları bakımından Kur’an ayet ve sureleri arasında fark gözetilemez. Ancak muhtevaları itibariyle bazı surelerin kıraati diğerlerine göre öncelikli kabul edilmiştir. Kur’an dışındaki ilahî kitaplar muhafaza edilemedikleri, tahrif ve tebdile uğradıkları için, bugün biz, ilke olarak bütün ilahî kitaplara inanmakla beraber, korunarak günümüze gelen tek ilahî kelam Kur’an’a inanmayı kitap inancının özü olarak kabul ederiz. Buna göre Kur’an’a inanmayan kişide ilahî kitaplara imanın gerçekleştiğini söyleyemeyiz.

Paylaş

Yorumlar