Külli irade ve cüzi irade ne demektir?

0

Külli ve Cüzi İrade nedir? Külli ve Cüzi İrade arasındaki farklar

İrade Nedir: Bir işi yerine getirebilmek yada getirememek amacıyla var olan güç.

İrade ikiye ayrılır: Cüzi irade ve külli irade

Cüzi irade nedir: Allah’ın (c.c) kendi gücünün ufak örneği olarak bilinen insanlara verdiği az olan seçme payıdır. Kul kendi cüzi iradesiyle talep eder ve Allah da külli iradesiyle insanların talep ettiğini verir. Biz insanların okulunu yaşadığı evi arkadaş ve eşini belirlemesi cüzi iradeye örnek olarak gösterilir.

külli irade: Allah’ın (c.c) Sübutî sıfatı olarak bilinir.

 

Allah’ın (c.c) Sübutî sıfatı olan irade; Allah’ı başka sıfatlarıyla birlikte niteler.

Allah Azze ve celle, kuluna verdiği imkanlar nisbetinde onu mes’ul kılar. Böylelikle insanın kendi iradelerini kullanmayarak ortaya gelen işlerde, ne mükafat ne de mücazat vardır. Nitekim oruçlu bir kimsenin iradesi dışında, unutarak yiyip içmek orucu bozmaz ve bu nedenle herhangi bir ceza tahakkuk etmez.

Allah’ın İzni Olmadan Yaprak Bile Kımıldamaz

Allah Azze ve celle, ayet-i kerîmede; “Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar…” (el-Bakara, 286) buyurduğu vechile, insanoğluna takatinden fazlasını yüklememiştir. Ancak her insanı takati kadarından da mes’ul kılmıştır. Takati olduğu halde icabını yerine getirmeyip suçu kadere yüklemek, kişinin gaflet ve cehaletinin eseridir. Kainatta bir yaprak bile Allah’ın iradesi olmadan kıpırdayamaz. Yani Cenab-ı Hakk’ın her oluşta iradesi bulunmakla birlikte, rızası ise sadece hayırdadır. ayet-i kerîmelerde Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

“Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez…” (en-Nisa, 40)

“Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah birçoğunu da affeder.” (eş-Şura, 30)

Kaderi Suçlamak Doğru Mu?

Hazret-i Mevlana -kuddise sirruh- da, adeta bu ayetlerin tefsîri sadedinde, cüz’î iradeleri nisbetinde insanların mes’ul olduklarını ve suçu kadere yıkmamak gerektiğini Mesnevî’sinde şöyle ifade eder:

“Eğer sana bir diken batmış ise, bil ki o dikeni sen dikmişsindir! Şayet yumuşak ve latîf kumaşlar içinde isen, o kumaşı da sen dokumuşsundur!”

Gözün görme, kulağın da işitme takati belli bir mesafeye kadardır. O mesafeden uzak olanı görmek ve işitmek imkansızdır. Bunun gibi kaza ve kaderin de layıkıyla idraki, beşerî takatin üzerindedir. Çünkü bizler hadiseleri sebep ve bahanelerle bilip çözmeye çalışırız. Onun ardındaki hikmeti ekseriyetle idrak edemeyiz. Nitekim kaza ve kaderin sırrını soran birine Hazret-i Alî -radıyallahu anh:

Cüzi İradeyi İnkar Etmek

“O mevzu, derin bir deryadır!” buyurmuştur. Zekasına güvenip o deryada yüzmeye çalışanların pek çoğu, ya kulun hiçbir iradesi olmadığını savunan “cebrîler”, ya da her hususta mutlak bir irade sahibi olduğunu iddia eden “kaderciler” gibi, batıl girdaplarda döner dururlar. Nihayet o dipsiz ve sahilsiz denizde boğulurlar. Bu yüzden insanın mes’uliyetinin kaynağını teşkil eden iradenin hududlarını doğru bir şekilde tesbit etmedikçe, yanlışa sürüklenmekten kurtulamayız. Kulu, fiilinin yaratıcısı görerek irade ve tercih kudretini putlaştırmak gibi, cüz’î iradeyi inkar edip insanı otomat bir varlık olarak kabul etmek de dînimizin temel kaidelerine zıt bir keyfiyettir. Doğru olan, insanın bir irade ve tercih sahibi olduğu, ancak bunun da Cenab-ı Hak tarafından bahşedildiğidir.

Akıl ve idrakin aciz kaldığı böyle bir mevzuda, teslîmiyetle gönül aleminde bir miktar mesafe daha kat etmek mümkünse de, bu işin sırrını mutlak manada çözebilmek mümkün değildir. Bunu kavrayıp haddini bilmek ve ötesini zorlamamak, kamil bir kulluğun îcabındandır.

Paylaş

Yorumlar