İnşirah Suresi Türkçe, Arapça Anlamı Ve Okunuşu! Tefsiri

0

İnşirah Suresi (Elem Neşrah) Arapça yazılışı, okunuşu

Bu mübârek sûre Ed-Duha suresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur. Sekiz ayet-i kerimeyi havidir. Resul-i Ekiem’in inşirah-ı kalbe nailiyetini bildirdiği için kendisine bu ünvan verilmiştir. Bu sure-i celile de Peygamber Efendimizin ne kadar eltaf-i ilahiye’ye nâl olduğunu bildirdiği için kendisinden evvelki Ed-Duha sûresile aralarında büyük bir merbutiyet vardır. Hatta ikisinin bir sureden ibaret olduğuna kail olanlar da vardır. Maamafih mütevatir olan, bunların başka başka birer sûre olmasıdır.

İnşirah Suresi Arapça Okunuşu

İnşirah Suresi Türkçe Okunuşu

-Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

1- Elem neşrah leke sadrâk.

2- Ve vada’nâ ’anke vizrâk.

3- Elleziy enkada zahrâk.

4- Ve refa’nâ leke zikrâk.

5- Feinne me’al’usri yusrâ.

6- İnne me’al’usri yusrâ.

7- Feizâ ferağte fensab.

8- Ve ila Rabbike ferğab.

İnşirah Suresinin Anlamı, Meali

-Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

2-3 Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?

4- Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?

5-6 Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

7-8 Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.

İnşirah Suresi Tefsiri

(1) : Bu mübarek sure de Resul-i Ekrem’in nail olduğu nimetleri bildiriyor. Onun uğradığı mihnet ve şiddetin giderileceğini tebşir ediyor. O peygamber-i Zişan’ın salih amellere devamını ve yalnız Cenab-ı Hak’ka tevekkül ve teveccühte bulunmasını emretmektedir. Şöyle ki: Ey Efdalülmürselin!. (Senin göğsünü) feyz-i nübüvvetle, ilm ve marifetle (açıp genişletmedik mi?) elbette ki, genişlettik, yani: Ey Eşrefülbeşer!. Senden hayreti, hüzn ve kederi giderdik, kalbine bir metanet, bir zevk-i manevi ihsan ettik, seni bir kuvve-i kudsiyye ile, bir lamia-i ruhaniyye ile teyid ve tenvir buyurduk, evet.. Sen bu ataya-i ilahiyye’ye nail bulunmaktasın.

Deniliyor ki: Burada kalp denilmeyip de «Sadr> = göğüs denilmesi, şu gibi bir hikmete mebnidir: Göğüs, bir vesvese mahallidir. Şeytan, insanların göğüslerine vesveselerini düşürmeğe çalışır, o vesveseleri gidermek, izale etmek ise göğüsü şerhetmekten ibarettir. Ve şöyle de deniliyor ki: Şeytan, kalbe vesvese düşürmek için göğüse gelir, göğüs ise kalbin kalası mesabesindedir. Seytan, orada bir menfez bulursa oradan kalbe vesveselerini düşürmeğe baslar, kalbde hüzün ve kederin, yanlış düşüncelerin zuhuruna sebebiyet verir akıl ve marifetin mahalli olan kalb-i ifsada çalışmış bulunur. Fakat bir za
in göğsü, bir lütf-i ilahi olarak şerhedilmiş olunca, bir inbisata, bir inşiraha nail olunca artık şeytanın vesveselerine mahal olmaktan kurtulur.
İşte Peygamber Efendimizin mübarek göğsü de en mükemmel bir şerha nail olmuş, ondan vesvese-i şeytaniyye zail bulunmuş, kendisi teyidat-i sübhaniyye’ye mazhar olarak kalben pek mut’main, münşerih bir halde yaşamış.
tır.

<Şerh< lugatte açmak, yarmak, keşfetmek, bir şeyi izah ve tefsil suretile bildirmek demektir. Bir eserin izah ve tefsirini havi kitaba da şerh deniliyor.
<Sadr» de sine, göğüs, yani: Bir şeyin ön tarafı manasınadır. İnsanın belinden basına doğru olan ilk tarafıdır ki: Gerisi de kalbi ,ciğerleri havi bulunur, bir odanın, bir salonun en şerefli oturak yerine sadr denilir.

(2) : (Ve) Ey Hatemül’mürselin!. (senden yükünü indirmedik mi?.) Yani: Nübüvvet vazifesini ifa hususundaki müşkilatı gidererek seni teshilata nail kıldık, kemal-i muvaffakiyyetle o pek mühim, ulvi vazifeni ifaya muktedir bulunuyorsun.

(3) : (Öyle ki:) O deruhte etmiş olduğun vazife-i Nübüvvet, o manevi yük (Senin sırtına pek ağırlık vermişti.) sonra bir inayet-i ilahiye olarak o ağırlığı duymaz oldun, o kutsi vazifeyi kemal-i sühuletle ifaya muvaffak bulundun.
Evet Peygamber-i Alişan Hazretleri, bidayet-i risalette ne kadar heyecanlar içinde kalmıştı, halka ahkam-ı diniyeyi bildirmeğe çalışıyordu. Bir takım münkirlerin hallerinden dolayı pek müteessir bulunuyordu, fakat Cenab-ı Hak, o mübarek Peygamberine bir metanet-i ruhiyye ihsan buyurdu, artık risalet vazifesini bir zevk-i manevi ile ifaya devam ederek bir nice muvaffakiyetlere nail oldu.

«İnkaz» siklet, ağırlık vermek, yükün sırta ağırlık vererek kemikleri gizlice çatırdamaya getirmesi demektir.

(4) : (Ve) Ey Eşrefül’mahlûkat!. (Senin için şanını yükselttik.) Seni bütün İns ve Cinne Peygamber tayin ettik, seni bütün Peygamberlerin hatemi, efdal ve eşrefi kıldık, senin pek yüksek namın bütün elvah-i afakı tezyin edip durmaktadır. Bütün ehl-i iman, senin için salat-ü selamda bulunmaktadırlar.

«Berk urdu Cemalinde o ümmiyyi yetimin>

«En şaşaalı feyz-i hudavendi hakîmin

«Bir ders-i edeb verdi ki, ashab-ı zekaye>

«Hayret verir asar-1 fühuli hükemaye>

Muallim Naci.

(5) : (Artık şüphe yok ki:) Her (Çetinlikle beraber bir kolaylık vardır.) her müşkülün izalesi için bir çare mevcut, vazife-i risaleti ifa hususundaki müşkilatı Cenab-ı Hak birer suretle bertaraf eder, Peygamber-i Zişan’ını sühulete kavuşturur. Bu hususta bir tereddüde, bir teessüre düşmeğe hacet yok.

«Her zaman çarh-i felek aksine devran etmez.»

«Yine dilhahımız üzere döner inşallah
«Usr» güçlük, zahmet, müşkilat, göğüs darlığı, vazife yükü, düşmanların kuvveti, eza ve cefası gibi şeylerdir. «Yüsr» de; Kolaylık, yavaş şey, asan olmak demektir.

(6) : (Hakikaten her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.) Bu, kabil-i inkar değildir. İnsan, vakit vakit bazı müşkil şeyler karşısında kalır, sonra bunlar açılır, gider, kolaylıklar, muvaffakiyyetler yüz gösterir. Hak yolunda görülen bir zahmetin mükafatı ise büyük bir sevap olduğu için o sevap, en büyük bir kolaylık, bir muvaffakiyyet demektir. Elverir ki: İnsan sabırlı olsun, büyük heyecanlara kapılmasın, yüz gösteren bir nahoş halin, bertaraf olmasını Haalik-ı Kerîm’den niyaz eylesin, kendi halini tanzime çalışsın.

(7) : (Artık boş kaldın mı) Yani: Bir vazifeni yapıp bitirdin mi: (hemen çalış.) diğer bir vazifeni ifaya gayret et, boş durma, mesela: Farzolan namazı kılmış olunca sünnet ve nafile olan namazları kılmaya başla, cihad gibi bir vazifeyi ifa etmiş olunca da Rab’bine ibadete devam et, ati için lazım olan şeyleri tedarike çalış, bu emr-i ilahî gösteriyor ki: Müslümanların daima güzelce faaliyette bulunmaları lazımdır. Müslümanlıkta atalet, caiz değildir. Müslümanlar, daima yükselmeğe, istikballerini güzelce temine gayret etmelidirler.

(8): (Ve) Ey Habib-i Kibriya!. Nail-i mükafat olmak, pek ulvi tecelliyata mazhariyetle bihakkin münşerihul’kalb olmak için (ancak Rab’bine teveccüh et.) çünkü her veçhile kendisine iltica ve teveccüh edilmeğe müstahik olan, ancak o Haalık-ı Kerîm Hazretleridir. O rahîm, kerîm olan mabûdumuzun afv ve keremine iltica ederek ondan muvaffakiyyetler niyaz eyleriz. Ve minellahit tevfîk.

İhlas Suresi Ve Anlamı

İhlas Suresi Ve Anlamı

Paylaş

Yorumlar