Hz. Osman’ın (r.a.) Hayatı – Hz Osman kimdir?

0

Hz. Osman’ın (r.a.) Hayatı Hakkında Bilgi

Hz. Osman (r.a.) baba tarafından Resulullah (s.a.v.)’le uzaktan akrabadır. Babası, Affan, annesi
Erva’dır. Erva’nın annesi Peygamberimiz (s.a.v.)’in halası Beyza’dır. Hz. Osman (r.a.), Hicretten 47 yıl önce 577 yılında Taif’de doğmuştur.1 Peygamber (s.a.v.)’den 6 yaş küçüktür. Ebu Abdullah ve Ebu Amr diye iki künyesi vardır.

Babası Affan, ticaretle uğraşan zengin bir kimseydi. Ticaret için gittiği bir seyahat esnasında vefat
etmiş, oğlu Osman’a büyük bir servet kalmıştı. Hz. Osman da ticaretle uğraşırdı. Cahiliyye döneminde, elindeki imkânlarla insanlara yardımda ve iyilikte bulunurdu. Bu sebeple halk arasında sevilen ve sayılan biriydi. Mensup olduğu Ümeyye oğulları’nın efendisi olduğu gibi Kureyş’in de ileri gelen seçkin şahsiyetiydi.2 Cahiliyye devrinde sayısı çok az olan okuma yazma bilenlerden biri idi. Hz. Osman, (r.a.), güzel huylu ve güzel yüzlü idi. Resûlullah (s.a.v.) ona “İkinci Yusuf” derdi. Hz. Osman (r.a.), son derece hayâ ve takva sahibi ve adaletli idi.

Peygamber Efendimiz‘ in kızlarından Hz. Rukiye ile evlendi. Hz. Rukiye vefat ettikten sonra
Hz. Ümmü Gülsüm ile evlendi. Bu nedenle kendisine iki nur sahibi anlamına gelen “Zinnureyn”
denilmiştir.

 HZ. OSMAN’NIN İSLAM’A GİRİŞİ VE FEDAKÂRLIĞI:

Hz. Osman (r.a.), 34 yaşında iken Hz. Ebu Bekir (r.a.)‘ın aracılığıyla müslüman oldu. İlk iman eden
müslümanlardandır.

Hz. Osman (r.a.) ile Hz. Ebû Bekir (r.a.) samimi arkadaş idiler. Hz. Ebû Bekir (r.a.), İslam’ı kabul
edince; Hz. Osman (r.a.)’ı İslam’a davet etti ve onu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in yanına götürdü.
Resûlullah (s.a.v.), ona:

-Ya Osman! Allah’ın ihsan ettiği Cennete rağbet et! Ben sana ve bütün insanlara hidayet
rehberi olarak gönderildim, buyurdu ve Kur’an okudu. Hz. Osman birden:

-Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki, Muhammed onun kulu
ve Resûlüdür, diyerek Müslüman oldu. Kendisi bu olayı şöyle anlatır:
-Allah Resûlü’nün mübarek dilinden duyduğum sözler o kadar saf, sade ve o kadar manalıydı
ki hemen kalbime yer etti. Derhal kendiliğinden ağzımdan şehadet kelimesi döküldü. Elimi
Resûlullah’ın eline verdim ve Müslüman oldum.

 

Amcası Hz. Osman (r.a.)’ın Müslüman olduğunu duyunca öfkelendi ve onu bir direğe bağlayıp
dövmeye başladı.

-Eski dinini terkedip yeni dine girdiğin ve Muhammed’in peşine takılıp gittiğin için seni bu
direğe bağlıyorum. Tekrar atalarının dinine dönmedikçe seni serbest bırakmam, dedi. Hz.
Osman (r.a.) kararlı bir şekilde:
-Ey amca! Vallahi ne yaparsan yap! Ben asla İslam’ı terk etmem, davamdan dönmem,
cevabını verdi.

Amcası şaşırıp kaldı. Çünkü yeğeninden böyle bir cevap beklemiyordu. Amcası, belki vazgeçer diye
günlerce ona işkence etti, günlerce direğe bağlı tuttu. Fakat Hz. Osman (r.a.), bu zulme meydan okuyor ve davasından vazgeçmiyordu. Amcası, onun kararlılığını karşısında onu serbest bırakmaktan başka çâre bulamadı.

 

HZ. OSMAN’NIN CÖMERTLİĞİ:

Hz. Osman, (r.a.), son derece hayâ sahibi, yumuşak huylu, merhametli ve cömertti. Zengin ve
nüfuzlu bir tüccardı. Kabilesi Ümeyyeoğulları arasında büyük bir itibarı vardı. Büyük mal ve servet
sahibi idi. Küçük tüccarlara sermaye verir, sermayesi kendisinden, emek onlardan olmak üzere kâra
ortak olurdu. Zarar ve yiyan ise sermayeye aitti.

Hz. Osman (r.a.), malıyla ve canıyla İslâm’a büyük hizmet etti. Ekonomik durumu iyi olduğu için
malının pek çoğunu İslâm ve Müslümanlar için harcadı. Hicretten hemen sonra, muhacirler içecek su sıkıntısı çekmeye başladılar. Çünkü Medine’de, bir Yahudiye ait olan Rume Kuyusu’ndan başka içecek tatlı su bulunmuyordu. Kuyunun sahibi, suyu Müslümanlara çok pahalıya satıyordu. Resulullah (s.a.v.) buna çok üzülüyordu. Ashapla birlikte
olduğu bir sırada:

“Rume kuyusunu kim satın alırsa, Cennette onun gibi bir kuyusu olacaktır’’ buyurdu. Bunun üzerine
Hz. Osman (r.a.) Yahudiye giderek kuyuyu kendisine satmasını istedi. Ancak kuyu sahibi, kuyunun
tamamını satmak istemedi. Hz. Osman (r.a.) 12 bin dirheme kuyunun yarı hissesini satın alarak
Resûlullah (s.a.v.)’ın isteği üzerine Müslümanların hizmetine vakfetti. Daha sonra da kuyunun diğer
yarı hissesini de bu maksatla satın aldı.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Kim, elbisesi olmayan bir Müslümana bir elbise giydirirse; Allah da ona Cennetin yeşil elbisesinden giydirir. Kim, aç bir Müslümanı duyurursa Allah da onu Cennet meyveleriyle doyurur. Kim, susuz bir Müslümana su içirirse Allah da ona Cennet şaraplarından içirir.’’
Abdurrahman b. Habbab (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) bir hutbe vererek Ceyşu’l-Usre’ye (Güçlük Ordusu-Tebük Seferi) yardım etmelerini istedi. Osman (r.a.):
-Ben, yükleriyle birlikte yüz deve veririm, dedi. Resûlullah (s.a.v.), minberden bir basamak
aşağı inip bir daha söyledi. Osman (r.a.):

-Ben, yükleriyle birlikte yüz deve daha veririm, dedi. Resûlullah (s.a.v.), orduya bağışı teşvik
etti. Osman (r.a.) (üçüncü kez) ayağa kalkarak:

-Ben, yükleriyle üç yüz deve vermeyi üzerime alıyorum, dedi. Resûlullah (s.a.v.), elini sallayıp:
-Osman’ın bu fedakârlığından sonra artık ona bir zarar yoktur, buyurdu.
Hz. Hasan (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, adamın biri Osman (r.a.)’a:
“-Ey zenginler! Bütün hayır ve manevi ecirleri siz zenginler kapmış bulunuyorsunuz. Sadaka
veriyorsunuz, köle âzad ediyorsunuz, hacca gidiyorsunuz, Allah yolunda maddi yardımda
bulunuyorsunuz, dedi. Hz. Osman (r.a.):

-Siz bize imreniyor musunuz? deyince, adam:
-Evet, vallahi size imreniyoruz, dedi. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a.):
-Allah’a yemin ederim ki bir fakirin kendi boğazından kesip Allah yolunda verdiği tek bir
dirhemi, çok olan maldan verilen on binlerden çok daha sevaplıdır, dedi.

 

HZ. OSMAN’NIN  ZÜHD VE TAKVASI:

Hz. Hasan (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, şöyle dedi:
‘’Osman b. Affan, halife iken mescitte yatıyor ve kalkarken vücudunda hasırın iz yaptığını
gören halk:

-İşte bu Emirü’l-Mü’minin’dir! Bu Emirü’l-Mü’minin’dir, diye onu birbirlerine gösteriyorlardı.
Hz. Osman(r.a.), halka hilafet yemeği yediriyor, kendisi ise eve girip sirke ile zeytin yağı yiyordu.
Abdurrahman b. Osman (r.a.)’dan:

‘’Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir gün kızına (Hz. Rukiyye) uğradığında, kızı Hz. Osman’ın başını
yıkıyordu. ’Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kızına:

-Kızım Abdullah’ın babasına (Hz. Osman’a) iyi davran. Zirâ ashabım içinde ahlak bakımından
bana benzeyen en çok odur, buyurdu.
Hz. Osman, kölesine : ‘’Vaktiyle ben senin kulağını kıvırmıştım. Haydi benden öcünü al.’’ Deyince,
Köle, onun kulağını tuttu. Hz. Osman (r.a.) ona: “Sıkı çek yavrum, kısas dünyadadır. Âhirette kısas
yoktur.” dedi.

İmam Malik dedesinden şöyle rivayet eder:
“Ömer ile Osman Mekke’den dönüşlerinde Muarres denilen yerde konaklarlardı ve Medine’ye
girmek üzere bineklerine bindiklerinde de, beraberlerinde ne kadar adam varsa her biri bir çocuğu
arkasına bindirirdi. Ömer ile Osman da, arkalarına birer çocuk bindirirlerdi.

İmam Malik diyorki: Bunu dedemden nakleden amcama:
-Ömer’le Osman tevazu maksadıyla mı böyle yapıyorlardı? diye sordum. Amcam:
-Evet, diğer hükümdarlar gibi kibir taslamamak için böyle yaparlardı. Onlar böyle idiler.
Bugünkü hükümdarlar ise, kendileri biner, köleleri de arkalarında sürü gibi yerde sürünerek
yürürler, diye zamanın hükümdarlarını kınadı.

Abdullah Er-Rûmî’den:
‘’Osman (r.a.) geceleri abdest suyunu kendisi hazırlardı. Ona:
-Hizmetçilerine söylesen herhalde sana hazırlarlar, dediler. Osman (r.a.):
-Hayır, ben onlara söylemem. Çünkü gece, onların istirahat zamanıdır. Rahatlarını bozmaya
hakkım yoktur, dedi.

Hz. Osman (r.a.)’ın azatlı kölesi Hani’den:
‘’Osman (r.a.) bir kabir başında durduğu zaman o kadar ağlardı ki sakalı ıslanırdı. Ona:
-Sen Cennet ile Cehennemi hatırladığın zaman ağlamıyorsun da kabir ve ölüleri görünce mi
ağlıyorsun? dediler. Osman (r.a.):

-Kabir, Ahiret konaklarının ilkidir. Eğer kişi bu ilk konaktan kurtulabilirse, ondan sonrakiler
kolaydır. Kurtulamazsa ondan sonrakiler daha da zordur. Peygamber Efendimizden:
‘’Kabirden daha iğrenç ve soğuk görünüşlü bir şey görmedim.’’ diye buyurduğunu işittim.

Paylaş

Yorumlar