Hz.Nuh Kimdir

0

Kur’an-ı Kerim’de, peygamberlerin tevhid inancını anlatmak için verdikleri mücadeleyi, gönderildikleri kavimlerin tutumlarını konu edinen ayetler bulunmaktadır. Bu ayetlerde anlatılan olaylar ve olayların sonuçları, Müslümanlar için örnek ve
ibret niteliğindedir.
Nuh (a.s.), Kur’an’da adı sıkça geçen bir peygamberdir. Aynı zamanda onun adını taşıyan bir sure vardır. Bununla birlikte ülü’l-azm* olarak bahsedilen beş büyük
peygamberden biri ve bunların ilkidir.
Hz. Nuh’un (a.s.) peygamber olarak gönderildiği vakit puta tapanların sayısı iyice
artmıştı. Kur’an-ı Kerim’de bu dönemde tapınılan putlardan bazılarının ismi zikredilmiştir. Putperestlikle birlikte toplum düzeni bozulmuş, ahlaki çöküş yaşanmış,
taşkınlık, zulüm, haksızlık yaygınlaşmıştı. Yüce Allah, insanları hak dine davet etmesi, tevhid inancını anlatması ve Allah’ın (c.c.) emir ve yasaklarını bildirmesi için
Hz. Nuh’u (a.s.) peygamber olarak görevlendirdi.
Hz. Nuh (a.s.), kavmine Allah’ın (c.c.) kendisini peygamber olarak gönderdiğini
ve acı verici bir azap gelmeden onları uyarmak üzere görevlendirdiğini anlattı. O,
kavmini bir olan Allah’a (c.c.) inanmaya çağırdı. Allah’tan (c.c.) başka tapınmaya layık
hiçbir varlığın olmadığını ve kendisinin açık bir uyarıcı olduğunu anlattı. Eğer onu
dinlemezlerse başlarına bir azap geleceğini haber verdi. Hz. Nuh (a.s.), gece gündüz demeden tevhide davetini bazen gizli bazen açıktan devam ettirdi. Ancak Hz.
Nuh’un (a.s.) kavmi “… Parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.” Buna rağmen Hz.
Nuh (a.s.) vazgeçmedi, her fırsatta insanları puta tapmamaları konusunda uyardı,
Allah’a (c.c.) kulluk etmeleri gerektiğini anlattı. O, kavmine eğer inananlardan
olurlarsa, Allah’ın (c.c.) geçmiş günahlarını affedeceğini bildirdi. Hz. Nuh
(a.s.), insanların kalplerini etkilemek için hem dünyada hem ahirette inananlara Allah’ın (c.c.) sayısız nimetler vereceğini müjdeledi. İnsanın
yaratılışındaki mucizeyi anlattı, evrendeki düzene ve işleyişe
dikkat çekti. Ancak Hz. Nuh’un (a.s.) bu çabasına karşılık
insanlar, onun davetini kabule yanaşmadı. Kavmin ileri gelenleri, Hz. Nuh’u (a.s.) inkâr ettiler. Bu olay Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:
“… Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Sana alt tabakamızdan başkasının uyduğunu da görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü
de kabul etmiyoruz, bilâkis sizin yalancı olduğunuz kanaatini taşıyoruz” dediler.” Hz. Nuh’a (a.s.) inanan az sayıdaki insanı da küçümsediler. Çünkü onlar için
üstünlük ölçütü makam, mevki, zenginlik ve kabilenin kalabalık oluşuydu.
İnkarcıların hakaretlerine karşılık Hz. Nuh (a.s.) şu cevabı verdi: “… Ey kavmim!
Bir de şöyle düşünün: Ya benim, rabbimden gelmiş açık bir delilim varsa ve
O kendi katından bana rahmet vermiş de siz bunu anlamamışsanız!…” Ancak
halkın peşinden sürüklendiği kavmin ileri gelenleri, zenginliğe düşkünlükleri, cahillikleri, kibir ve küstahlıkları sebebiyle Hz. Nuh’un (a.s.) peygamberliğini kabul
etmediler. Bununla da yetinmeyen inkârcılar, Hz. Nuh’a (a.s.) inanan fakir kimseleri hor gördüler ve onlarla eşit haklara sahip olmayı içlerine sindiremediler. Hz.
Nuh’tan (a.s.) kendisine uyan alt tabaka insanları yanından uzaklaştırmasını istediler. Bunun üzerine Hz. Nuh (a.s.) bu haksızlığa göz yummayacağını şu şekilde anlattı: “… Siz istiyorsunuz diye) ben iman edenleri kovacak değilim; onlar (imanları
sayesinde) rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi bilgisizliğe gömülmüş bir
topluluk olarak görüyorum.”
Hz. Nuh (a.s.), kendisinin onlardan biri olduğunu, onlar için ancak iyilik istediğini
anlattı. Ancak inkârcılar bir kimsenin peygamber olabilmesi için zengin, varlıklı, gelecekten haber veren, hatta insan değil melek olması gerektiğini düşünüyorlardı.
Hz. Nuh (a.s.) ise onların bu isteklerine karşın şu cevabı verdi: “Size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum, gaybı da bilmem, melek olduğumu da
söylemiyorum…”
Hz. Nuh (a.s.) en sonunda kavmini toplanarak bir karara varmaya çağırdı:
“… Ey kavmim! Eğer benim aranızda bulunmam ve Allah’ın ayetlerini bildirmem
zorunuza gidiyorsa, bilin ki ben yalnız Allah’a dayanıp güveniyorum; siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın, yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın ve bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın.” Bu çağrının sebebi, daha sonra içlerinden bir kimsenin “Aslında ben iman edecektim.” diyerek başkasına suç atmasını engellemekti. Hz. Nuh’un (a.s.) kavmi, onun çok uzun süre yaptığı çağrıya kulak vermedi, onu dinlememek konusunda direndi. Yüce Allah, Hz. Nuh’a (a.s.) az sayıda inanan dışında kavminden başka birinin artık inanmayacağını haber verdi. Inkârcılara ilahî cezanın geleceğini, bu cezadan hiçbirinin kurtulamayacağını bildirdi.“Bizim gözetimimiz altında ve öğrettiğimiz şekilde gemiyi yap, haktan sapanlar için bana başvuruda bulunma! Onlar boğulacaklar!” buyurarak büyük bir tufanın geleceğine işaret ederek Hz. Nuh’a (a.s.) gemi inşa etmesini emretti. Hz. Nuh’un (a.s.) bıkmadan usanmadan yaptığı tebliğe inatla karşı çıkan inkârcılar, tufanda boğularak can verdiler. Daha sonra Yüce Allah, yeryüzüne suyunu çekmesini, gökyüzüne suyunu tutmasını emretti ve gemi, Cudi dağına oturdu. Tufan
sona erdikten sonra Nuh (a.s.) ve beraberindekiler huzura kavuştu. Hz. Nuh’un (a.s.) tevhide davetini kabul etmeyenler helak edilmiş ve tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Daha sonra bu olaya, Nuh Tufanı denilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Müslümanlara ibret olması için anlatılan bu kıssa, çıkarılacak dersler açısından oldukça önemlidir.

 

Paylaş

Yorumlar