HZ. MUHAMMED (S.A.S)’İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ

0

 HZ. MUHAMMED (S.A.S)’İN ÇOCUKLUK DÖNEMİ

 

 

1- Doğumu

Hz. Muhammed (s.a.s.) Miladdan sonra 571 senesi, Fil Yılı’nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke’nin Doğusunda bulunan “Haşimoğulları Mahallesi”nde, babasından kendisine miras kalan evde doğdu. Arapların takvim başı olarak kullandıkları “Fil Vak’ası”, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu. Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyafette çocuğun adını soranlara: “Muhammed adını verdim. Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O’nu hayırla yadetsinler…” cevabını verdi. Annesi de “Ahmed” dedi. (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp sena edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk’ı yüce sıfatları ile öven,
hamdeden kimse demektir.[24] İslam tarihçileri, Peygamberimiz (s.a.s.)’in doğduğu gece bir takım olağanüstü olayların meydana geldiğini Siyer ve İslam tarihi müellifleri, Rasulüllah (s.a.s.)’in doğumunun Rebiülevvel ayında bir pazartesi günü sabaha karşı olduğunda genellikle ittifak etmişlerse de, ayın kaçıncı günü olduğu konusunda birleşememişlerdir.
Rasulüllah (s.a.s.) 1 Rebiülevvel 11 H./27 Mayıs 632 M. tarihine rastlayan Pazartesi günü öğleden sonra vefat etmiştir. (Bkz. Tecrid Tercemesi, 9/298 ve 11/5-6) Sahih hadislerde, Peygamber (s.a.s.) Efendimiz’in 63 yaşında vefat ettiği belirtilmiştir (Bkz. Tecrid Tercemesi,
9/298, Hadis No. 1442 ve 11/33, Hadis No. 1671)
Rasulüllah (s.a.s.)’in, Hz. Mariye’den olan oğlu İbrahim’in vefat ettiği gün, güneş tutulmuştu. (Bkz. Buhari, 2/29-30; Tecrid Tercemesi,
3/428, Hadis No. 547) Mısır’lı Muhammed Feleki Paşa, yaptığı hesaplama ve araştırma sonucu, bu tutulma olayının, Miladi 632 yılının
7 Ocak günü saat 8.30’a rastladığını tesbit etmiştir. Rasulüllah (s.a.s.)’in vefatı, 1 Rebiülevvel 11 H/27 Mayıs 632 M. Pazartesi günü olduğuna göre, Muhammed Feleki Paşa bu tarihten 63 kameri yıl geri giderek, Rasulüllah (s.a.s.)’in doğumunun 9 Rebiülevvel/20 Nisan 571
veya 2 Rebiülevvel/13 Nisan 571 pazartesi olması gerektiği sonucuna varmıştır.
[24] Peygamberimizin en meşhur ve Kur’an-ı Kerim’de geçen isimleri; “Muhammed” ve “Ahmed”dir. Muhammed (s.a.s.) ismi Kur’an-ı
Kerim’de 4 yerde (al-i İmran Suresi 144, Ahzab Suresi 40, Muhammed Suresi 2 ve Fetih Suresi 19); Ahmed ismi ise 1 yerde (Saf Suresi, 6)
geçmektedir. Fetih Suresinde bu ism-i şerif, ayrıca “Rasulüllah” olarak vasıflanmıştır. Saf Suresinin 6. ayetinde ise:
“Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce indirilen Tevrat’ı tasdik edici, benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygemberi de müjdeleyici olarak, Allah’ın size gönderilmiş bir peygemberiyim demişti…” buyrulmuştur.
Bu ayet-i celilede Hz. İsa’nın, kendinden sonra “Ahmed” adında bir peygamberin geleceğini müjdelediği bildirilmektedir.
Bugün elimizde, Hz. İsa’ya indirilen İncil’in orjinal nüshası bulunmayıp, ondan çok sonraki tarihlerde kaleme alınmış muharref nüshalar bulunduğundan Hz. İsa tarafından verilen bu müjdenin aslını bugünkü İncillerde aynen bulmak mümkün olmamaktadır. Ancak Yunanca’dan Türkçe’ye çevrilen Yuhanna İncili’nin 14. babı’nın 26 ayeti şöyledir: “Baba’dan size göndereceğim “Tesellici”, “Babadan çıkan hakikat Ruhu geldiği zaman benim için o şehadet edecektir.”
Burada geçen “Tesellici” kelimesi, İncilin Yunancasında “Faraklit” dir. İncil’in eski Arapça tercemelerinde bu kelime “Hammad” veya “Hamid” olarak terceme edilmiştir. Nitekim bir kısım Hıristiyan bilginleri de bu kelimeyi “Hammad, yani çok hamd eden kimse olarak açıklamışlardır ki aşağı yukarı “Ahmed” anlamındadır. İncil’deki “Faraklit” kelimesini “Tesellici” diye terceme etmiş de olsalar, Hz. İsa ile Hz. Muhammed (s.a.s.) arasında bilinen bir peygamber bulunmadığına ve günümüze kadar da zuhur etmediğine göre, Hz. İsa’nın gönderileceğini bildirdiği “Tesellici” veya “Faraklit” Rasulüllah (s.a.s.) den başka kim olabilir? naklederler. O gece İran Kisrası (Hükümdarı)’nın Medayin şehrindeki sarayının 14 sütunu yıkılmış, mecusilerin İran’da Istahrabat şehrinde bin yıldan beri yanmakta olan “ateşgede”leri sönmüş, Save (Taberiyye) gölü yere batmış, bin yıldan beri kurumuş olan Semave deresi’nin suları taşmış, mecusilerin büyük bilgini Mudiban korkunç bir rüya görmüş, Kabe’deki putların yüz üstü devrildikleri görülmüştü. Gerçekten O’nun doğması ile bütün dünyada hüküm sürmekte olan cehalet ve küfür ateşi sönmüş, putperestlik yıkılmış, zulmün baskısı son bulmuştur.

2- Soyu (Nesebi)  

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in babası, Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb’in kızı amine’dir. Babası Abdullah, Kureyş Kabilesinin Haşimoğulları kolundan, annesi amine ise Zühreoğulları kolundandır. Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, “Kilab”da birleşmektedir. Her ikisi de Mekke’lidir. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz.İbrahim’in büyük oğlu Hz. İsmail’in neslindendir. Soyu Adnan’a kadar kesintisiz bellidir. Adnan ile Hz.İsmail arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilaf etmişlerdir.Peygamber (s.a.s.) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir. Bir hadisi şerifte Rasul-i Ekrem Efendimiz: “Ben devirden devire, (nesilden nesile, aileden aileye) seçilerek intikal eden ademoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum ‘Haşimoğulları’ ailesinden neş’et ettim”, buyurmuştur. Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır. “Allah, Hz. İbrahim’in oğullarından Hz. İsmail’i, İsmailoğullarından Kinaneoğullarını, Kinaneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Haşimoğullarını, Haşimoğullarından da beni seçmiştir.” Bir başka hadis-i şerifinde de Rasul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah beni, daima helal babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhar etti. adem’den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikahsız birleşen olmamıştır”. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyahatinden dönerken Yesrib (Medine)’de hastalanarak 25 yaşında vefat etmiş ve orada defnedilmişti. Peygamberimiz (s.a.s.)’e, babasından miras olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir cariye kalmıştır

3- Hz. Muhammed (s.a.s.) Süt Anne Yanında

Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi amine emzirdi. Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebu Leheb’in azatlı cariyesi Süveybe tarafından emzirildi.[32]
Fakat Hz. Muhammed (s.a.s.)’in devamlı süt annesi Hevazin Kabilesinin Sa’doğlulları kolundan Halime oldu.
Mekke’nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi. Çöl ikliminde çocuklar hem
daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı. Hz. Muhammed (s.a.s.)’de bu adete göre süt annesi Halime’ye
verildi. Halime, yetim bir çocuğu emzirmenin karlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu
çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O’nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir. Süt kardeşi Şeyma da bakımında anBuhari’nin Cübeyr b. Mut’ım’den rivayetine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in eski kutsal kitaplarda, eski ümmetlerce bilinen üç adı daha
vardır: Mahi, Haşir, akıb. Bu konuda şöyle buyurmuştur:
“Bana ait beş yüce isim vardır. Ben Muhammed ve Ahmed’im. Ben Mahi’yim, ki Allah benim (nübüvvetim)le küfrü izale edecektir. Ben
Haşir’im ki (kıyamet gününde) insanlar benim ardımdan haşrolunacaklardır. Ben akib’im, Çünkü peygamberlerin sonuyum.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Adnan’a kadar kesintisiz bilinen nesebi sırasıyla şöyledir: Abdullah, Abdülmuttalib, Haşim, Abdümenaf,
Kusayy, Kilab, Mürre, Kaab, Lüey, Galib, Fihr (Kureyş), Malik, en-Nadr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Meadd, Adnan,
Annesinin nesebi de öyledir: Vehb, Abdümenaf, Zühre, Kilab, Mürre… Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilab’da birleşmektedir.  Hz.Muhammed (s.a.s.) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda daima ilgilenmiştir. Halime kendisini ziyarete geldiği zaman onu “anacığım” diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı. Dört yaşında Halime çocuğu Mekke’ye götürerek annesine teslim etti. İslam tarihçileri, bu esnada “şakk-ı sadr” (göğüs açma) olayının meydana geldiğini, çocukta görülen bu gibi olağanüstü hallerin Halime’yi endişelendirdiğini, bu yüzden çocuğu annesine teslime mecbur kaldığını naklederle

4- Medine Ziyareti

dine ZiyaretiHz. Muhammed (s.a.s.) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi amine ile kaldı, O’nun şefkat ve ihtimamı ile yetişip büyüdü. Altı yaşında iken, babasının Medine’de bulunan kabrini ziyaret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen’le beraber Medine’ye gittiler. Medine’deki akrabaları Neccaroğullarında bir ay kadar misafir kaldılar. Dönüşte, Medine’nin 23 mil güneyinde Ebva Köyü’nde amine hastalandı. Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu. Bu acıyı bütün varlığı ile hisseden anne, oğlunu şefkat dolu gözlerle süzdü. Bağrına basıp uzun uzun öptü. Masum yüzüne bakarak “Her yeni eskiyecek, her fani yok olup gidecek, Ben de öleceğim, fakat buna gam yemem, Namımı ebedi kılacak hayırlı bir halef bırakıyorum…” anlamına bir şiir söyledi. Bu sözlerden sonra vefat etti. Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke’ye götürüp dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti. Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı. Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyardı. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü. Ölürken, on oğlu içinden Hz. Muhammed (s.a.s.) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebu Talib’e bıraktı. Yıllar sonra, Hicret’in 6’ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasulüllah (s.a.s.) Efendimiz, annesinin kabrini ziyaret edip, teessürle gözyaşı döktü. Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu.

Paylaş

Yorumlar