Hind Binti Utbe Kimdir?

0

İslam’a girmeden önce İslam’a ve Müslümanlara belki de en çok acı yaşatan kadın Hind bt. Utbe  idi.  Hind bt. Utbe ilk eşi Hafs’tan ayrıldıktan sonra Ebu Süfyan (r.anha) ile evlenmeyi tercih eden Hind, vahyin ilk günlerinden itibaren ilahi kelama diş bileyen isimlerdendi. Savaşlarda müşrik askerleri teşvik eden, şiirleriyle Müslümanları hicveden, sözleri ve fiilleriyle mümin gönülleri acıtan biriydi. Belki de bunlardan daha ağırı, Resul-i Ekrem Efendimiz’in amcası Hz. Hamza’yı şehit etmesidir. Şehit etmekle kalmamış onun ciğerini Vahşi’den istemiş ve o ciğeri çiğnemiştir ve bu acı, yürek burkan, tahammülü zor hadiseden sonra kendisine akiletü’l-ekbad/ciğer yiyen kadın denilmişti. Kim böyle bir lakapla anılmak ister? Ama Hind bundan zevk alıyordu. Vahşi’ye Hz. Hamza’yı şehit etmesinin mükafatı olarak takılarını verdikten sonra hem Hz. Hamza’nın hem de diğer şehitlerin organlarından kendisine gerdanlık yapmış, diğer müşrik kadınlarını da buna teşvik etmiştir. Buraya kadar anlatılanlar ve daha fazlası Hind’in cahiliye hayatının örnekleri idi.[1]

Hind bt. Utbe’nin Mekke’nin fethinden sonra İslam’a girme serüveni yazımızın da temel sorusunu oluşturuyor. Ebu Süfyan’ın evine sığınanlara eman verildiğini duyan Hind, kocasına şiddetle karşı çıktı. Ancak aynı günün gecesinde gördüğü bir rüyada putlar onu ateşe atmaya çalışıyor fakat Peygamber Efendimiz onu bu durumdan kurtarıyordu. Uyandığında bu rüya onun kalbini yumuşatmaya ziyadesiyle yetmişti. Bir başka hadise ise o gece Kabe’de Müslümanların ibadetlerini, namazlarını, secde ve rükularını izlediği ve bundan çok etkilendiği için Müslüman olmaya karar vermişti. Kararını kocasına açıklayınca Ebu Süfyan çok şaşırmış ve ona İslam’ı düne kadar inkar ettiğini hatırlatmıştır. Bu söz üzerine Hind: “Vallahi düne kadar inkar ediyordum. Ancak şimdi, ben şuna kesinlikle inanıyorum ki, bu geceden önce bu mescitte/Kabe’de Allah’a hakkıyla kulluk edilmemiştir. Vallahi! Müslümanlar bütün geceyi namaz kılarak, ayakta, rükuda ve secdede geçirdiler.” demiştir. Hind iman etmişti ancak bunu Allah Resulü’ne nasıl açıklayacak ve onunla neler konuşacaktı?

Ebu Süfyan karısı Hind’in Hz. Peygamber’in huzuruna varmadan öldürülebileceği ihtimalinden korktuğu için onun itibarlı bir kimse ile oraya gitmesini istedi. Hind de kocasının sözünü tutarak Hz. Osman veya kardeşi Ebu Huzeyfe (ra) ile Allah Resulü’nün yanına gitmek için kıyafetlerini dahi değiştirerek yüzü kapalı vaziyette huzura çıktı. Senaryomuz tam burada başladı. Allah Resulü (s.a.v) yüzü kapalı olduğu için gelenler arasında Hind’i tanıyamamıştı.

alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz hanımlardan biat alırken onlara bazı emir ve nasihatlerde bulunmuştu. Hz. Peygamber (s.a.v) konuşurken, onun sözlerine müdahil olan, yerinde duramayan biri vardı. Yüzü peçeli olan Hind’den başkası değildi. Safa tepesinde geçen konuşmalar şu şekilde idi: Allah Resulü, hanımların biat etmeye geldiklerini görünce Mümtehine Suresi’nin yeni nazil olan kısımlarını[2] okuduktan sonra Hz. Ömer’e dönerek: “Söyle onlara: Allah’a şirk koşmamak üzere bana bey’at edecekler!” buyurdu. Hind bt. Utbe araya girerek:

“Eğer Allah’tan başka bir ilah bulunsaydı başımıza gelenlerden bizleri korurdu.” dedi. Allah Resulü (s.a.v) tekrar Hz. Ömer’e: “Söyle onlara; hırsızlık yapmayacaklar!” buyurdu. Sahnede yine Hind vardı ve:

“Ya Resulallah! Ebu Süfyan oldukça eli sıkı bir kimsedir. Ben ondan habersiz malından bir şeyler alıyordum. Bu benim için helal mi, değil mi bilmiyorum. Fakat Ebu Süfyan ne bana ne de oğluma yetecek kadar bir şey vermiyor.” dedi. Resul-i Ekrem Efendimiz cevaben:

“Onun malından kendine ve oğluna yetecek kadar bir şey alabilirsin!” buyurdu. Allah Resulü tebessüm etmeye başladı ve: “Demek sen Hind bt. Utbe’sin?” dedi. Hind yüzünü açtı ve gözyaşları içerisinde İslam’a girdiğini hamd ederek beyan etti. Sonra Allah Resulü’ne hitaben:

“Vallahi ya Resulullah! Dün, yeryüzünde senin aile efradının perişanlığını istediğim kadar özlemini çektiğim hiç bir şey yoktu. Bugün ise senin aile efradının izzet ve şerefe ermesi kadar özlem duyduğum başka bir şey yoktur. Gözümde bu aile fertlerinden daha değerli hiç bir kimse bulunmamaktadır.” dedi. Allah Resulü (s.a.v) bundan memnun oldu ve sözlerine devam etti. Resul-i Ekrem tekrar Hz. Ömer’e dönerek:

“Söyle onlara: Zina etmeyecekler!” buyurdu. Hind yine sabredemedi:

“Ya Resulullah! Hür bir kadın, zina eder mi hiç?” dedi. Bu söz üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) de:“Hayır! Vallahi! hür bir kadın zina edemez.” diye teyid etti. Yine Hz. Ömer’e:

“Söyle onlara: Çocuklarını da öldürmeyecekler.” buyurdu. İşte tam burada herkesin tahammül edemeyeceği ve cesaret edemeyeceği bir cevap verdi Hind:

“Rabbeyna sığaran, kateltehum kibaran/ Küçük iken onları biz büyüttük, yetiştirdik. Siz öldürdünüz. Bedir’de öldürmedik genç bıraktınız mı ki, onları öldürelim.” dedi. Hind, Bedir Savaşı’nda kaybettiği babası ve bazı yakınlarının acısını unutamamıştı. Resul-i Ekrem (s.a.v) tebessüm etti ve hiçbir şey demeden sözlerine iftira etmemeleri ve kendisine karşı gelinmemesi konusu ile devam etti. Hind iftira için ise:

“Vallahi, iftira çok kötü, çirkin bir iştir. Biz senin huzuruna isyan etmek niyetiyle gelmedik.” demişti.

Allah Resulü (s.a.v) cesurca verilen “Çocuklarımızı siz öldürdünüz” cevabına neden tahammül etti?

Hz. Peygamber (s.a.v) merhametli, sabırlı ve doğru sözü doğru zamanda kullanan biri idi. Bütün bu özelliklerin sahibi Peygamber Efendimiz (s.a.v) öncelikle karşısında yüreği yakınlarının acısıyla kavrulan bir hanımı gördü. Bunun yanı sıra İslam’a daha yeni adım atmış bir mümine vardı karşısında. Resul-i Ekrem’in karşısında yalnızca Hind de yok idi o an, yeni hidayete eren insanları da uzaklaştırmak istemezdi Allah’ın Elçisi. Karşısında her ne kadar İslam’a girmeden önce büyük cürümleri olan bir insan olsa da o bir hanım idi ve Hz. Peygamber (s.a.v) bir hanım ile savaş üzerinden tartışmayı da uygun görmemiş olabilirdi. Hanımlardan aldığı biatte dahi onlara savaşı emredici hiçbir şartı yoktu Allah Resulü’nün. Yine evladı vefat etmiş olan bir hanımla yaşadığı olayda Hz. Peygamber, ağlayıp sızlayan kadına “Allah’tan kork ve sabret” diyerek teskin etmeye çalışmıştı. Arkası dönük olan kadın bu sözü söyleyenin Hz. Peygamber olduğunu bilmediği için “Çek git başımdan; zira benim başıma gelen felaket, senin başına gelmemiştir” diye karşılık verdiği halde Resul-i Ekrem Efendimiz hiçbir şey söylemeden oradan ayrılmıştır. Kadına sözün sahibinin Hz. Peygamber olduğu söylenince pişman olarak O’nun (s.a.v) yanına gelmiş, af dilemiştir. Alemlere rahmet olan Efendimiz ise o hanıma muazzam bir ifade ile: “Sabır dediğin, felaketle karşılaştığın ilk anda dayanmaktır”[3] buyurmuştur.

Engin gönüllü, merhameti dağlar kadar geniş, sabrı ummanlar gibi olan Peygamber Efendimiz, Ebu Süfyan’ın (ra) hanımı, Muaviye’nin (ra) annesi Hz. Hind’e İslam nazarıyla bakmış ve onun gönlünü de İslam ile doldurmuştu. İslam’a kin duyanları, İslam için koşturanlara dönüştürmenin en güzel yoludur gönle girmek, gönlü fethetmek. Tıpkı Mekke’yi fethetmekle işin bitmeyip Hind’in gönlünü de fetheden Peygamber Efendimiz (s.a.v) gibi. Son olarak İslam’a teslim olan Hind (r.anha) evindeki putu parçalıyor ve diyordu ki: “Biz seninle beraberken aldanmıştık!”[4]

 

[1] Detaylı bilgi için bkz. M. Yaşar Kandemir, “Hind bt. Utbe”, DİA, XVIII, 64-65.

[2] Mümtehine 60/12: “Ey Peygamber! Mümin kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacakları, hırsızlık yapmayacakları, zina etmeyecekleri, çocuklarını öldürmeyecekleri, elleriyle ayakları arasında bir iftira düzüp getirmeyecekleri, dine ve akla uygun hiçbir konuda sana karşı gelmeyecekleri hususunda sana biat etmeye geldiklerinde onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Kuşkusuz Allah bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.”

[3] Buharî, Cenaiz 32, 43; Ahkam 11; Müslim, Cenaiz l4-l5.

[4] İbn Hacer, İsabe, IV, 425.

Paylaş

Yorumlar