Esmaül Hüsnanın Önemi Hakkında Bilgi

0

Esmaül Hüsnanın Önemi

İslam dini Allah’a iman temeli üzerine kurulduğu için, Kur’an-ı Kerim’in en büyük hedefi O’nun varlığını, birliğini ve alemle ilişkisini ortaya koymaktır. Allah Azze ve celle’nin varlığı bahsinde de görüldüğü üzere, fıtratı bozulmamış yani selim yaratılışına konulmuş bulunan ve Allah’ın varlığına ulaşma şuurunun üzerini örtmemiş olan insan O’nun varlığını idrak edebilecektir.

Kişinin kendi varlığını, ayrıca yaşadığı alemdeki canlı ve cansız varlıkları gözlemlemesi, onların özellikleri, var oluş biçimleri ve hareketleri üzerinde düşünmesi bunun için yeterli olacaktır. Ancak insanın, var olduğuna dair içinde bir kanaat, tasdik veya daha özel anlamda bir imanın oluştuğu Allah hakkında kendi aklına veya gözlemlerine dayanarak bunun ötesinde fazla bir şey söylemesi kolay değildir.
İnsanın çevresindeki varlıklar ve olaylar hakkında bilgi sahibi olması beş duyu ile mümkündür. Kişi bunlar vasıtasıyla çevresindeki nesne ve olayları idrak ederek tanır, böylelikle zihninde bunlar hakkında bilgiler oluşur. Ancak duyuların algılayamadığı alanlar hakkında onun kendi kendine bilgi sahibi olması mümkün değildir. Bu alan bizim için gaybdır, Allah Azze ve celle de insanın duyu organlarının algılayabileceği alanın ötesindedir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Gözler O’nu idrak edemez …”(el-En’âm 6/103.) ifadesi Allah’ın zatı ve mahiyeti hakkında hüküm vermenin insan aklını aşan bir husus olduğunun beyanıdır. Hz. Peygamber de, “Allah’ın yarattıkları hakkında düşünün, fakat O’nun zatı hakkında düşünmeyin, çünkü siz buna güç yetiremezsiniz.” buyurarak bu hususu bize bildirmiştir.

Bunun yanı sıra, Allah Azze ve celle “Kur’an’ın bazı ayetlerinin muhkem, yani manası açık ve insan tarafından doğrudan kavranabilir, bir kısmının ise müteşabih olduğunu” buyurmaktadır. (Âl-i İmrân 3/7.) Burada müteşabih ile kastedilen ise, Allah’ın –insan için gayb mahiyetinde olan– kendisinden
ve ahiretten, insanın idrak alanına, yani içinde yaşadığı dünyaya ait kavramlarla bahsetmesidir. Bu bahsetme, manayı insan idrakine yaklaştırabilmek için ister istemez birtakım temsiller ve benzetmeler yoluyla olmaktadır. Bu temsillerin Allah’ın zatına ilişkin delaletini ancak kendisinin bileceği ve insana düşenin bunların Allah katından birer hakikat oluşuna iman etmek olduğu da ayetin devamında ifade edilmektedir.7 İşte Allah’ın varlığının, alem ve insan üzerindeki tesirinin, alem ve insan ile ilişkisinin bizim tarafımızdan anlaşılmasını sağlamak noktasında esma-i hüsna kilit rol oynamaktadır. İnsan bu isimleri bilmek ve bu isimlerin manaları üzerinde düşünmek suretiyle Allah hakkında bilgi sahibi olma imkanına kavuşmaktadır.

Ancak Cenab-ı Hakk’ın sadece var olduğuna iman etmek tabii ki yeterli değildir. Bunun yanında O’na -insan da dahil olmak üzere- bütün kainatla sürekli ilişki içinde bulunduğu, kendisine karşı belli sorumluluk ve vazifelerimizin mevcut olduğu bir ilah ve bir rab olarak gönülden bağlanmamızın gerektiği de bilinmelidir. Ancak insanın, hakkında yeterli bilgi sahibi olamadığı, alem ve kendisi üzerindeki etkisini, tasarruflarını bilmediği bir varlığa kulluk etmeye yönelmesi de kolay olmayacaktır. İşte bu sebeple Allah Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamber de hadislerinde Allah’ın isimlerinden, sıfatlarından ve fiillerinden bahsetmişlerdir. Şüphesiz, insanların zihninde ve gönlünde doğru bir Allah tasavvurunun oluşması ve bunun sonucunda O’na karşı vazifelerini yerine getirmelerinde esma-i hüsnanın doğru biçimde bilinip anlaşılmasının rolü büyüktür. Esma-i hüsna, müminin din duygusunun ve gönül hayatının gelişmesi, Allah ile olan bağının kuvvetlenmesi açısından son derece önem arzeder. Zira insan, yaratıcısıyla sadece akılla kavrayarak değil, aynı zamanda gönül yoluyla da münasebet kurmak ister. İlahî isimlerin kelimeler ve seslerle ifade edilmesi ve bu seslerin kulaklarda yankılanması söz konusu iletişimi geliştiren ve güçlendiren unsurlardır. Esma-i hüsnanın Allah’ı zikretme ibadeti için bir vasıta olmasının yanı sıra, O’na yapılan dualarda isimlerinin kullanılması da duaların etkisini arttırır. Cenab-ı Hak kendisine isimleriyle dua edilmesini mümin kullarına öğütlemiştir: “De ki ister Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’nundur.”(el-İsrâ 17/110)

Hz. Peygamber’den nakledilen dualarda da esma-i hüsna çokça yer almaktadır. Müminin Allah’tan dilediği şeye denk gelen ismini kullanması, duasının kabulüne vesile olur. Hz. Peygamber Allah’ı güzel isimleriyle anan kimsenin günahlarının deniz köpükleri kadar çok olsa bile affedileceğini müjdelemiştir. (Buhârî, “Daavât”, 65; Ebû Dâvûd, “Salât”, 359.)

Paylaş

Yorumlar