Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti, Faydaları ve Önemi

0

Cemaatle Namaz Kılmanın Fazileti, Faydaları ve Önemi

Cemaatle namaz: İbadetlerde asıl olan, insanın onları hakkını eda etmek ve nimetlerine şükür olmak üzere Allah’ın emrine uyarak yerine getirmesidir. İbadetler ruhta sağlamca yer edinen akidenin ameli bir ifadesidir. Akidenin sağlıklı ve doğru olması oranında insan eda ettiği ibadetler hususunda yüce Allah’ın gösterdiği yol üzere dosdoğru yürüyebilir. İslam namaza çok büyük bir önem vermiştir. Namazı emretmiş, onu terk etmeyi sakındırmıştır. Belli zamanlarda namaz kılmak üzere toplanmayı teşri etmiştir. Her gün ve gecede müslümanlar namazı eda etmek üzere beş defa bir araya gelirler. Her hafta cuma namazını kılmak üzere toplanırlar. Cuma namazındaki bu toplanma günlük toplanmadan daha fazladır. Her yıl iki kere tekrarlanan bayram namazları için toplanma ise, her şehrin cemaati için bir toplantıdır. Bu, haftalık toplantıdan daha büyüktür.

Cemaatle namaz kılmanın fazileti:

İslam müslümanın namazı içinde yaşadığı toplumdan uzak, tek başına eda etmesi ile yetinmemiştir. Aksine müslümani namazını mescidde cemaat ile birlikte eda etmesi için teşvik etmiş, hatta bunu ona vacib kılmıştır. Ibn Omer Radıyallahu anh’dan rivayete göre Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmiyedi derece daha faziletlidir.” (Muslim, I,450, H. no:650) Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e gözleri görmeyen bir adam gelip: Ey Allah’ın Rasulü! Benim elimden tutup, beni mescide getirecek kimsem yok, diyerek. Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem’den evinde namaz kılmak üzere kendisine izin vermesini istedi. Peygamber de ona izin verdi, fakat geri dönüp gidince onu çağırıp sordu: “Sen namaz için okunan ezanın sesini duyuyor musun?” Adam: Evet deyince, Peygamber: “O halde bu çağrıya cevap ver!” diye buyurdu. (Muslim)

Çünkü İslam birliğe ve tefrikayı bir kenara atmaya davet eder. Tevhide ve yüce Allah’ın sapasağlam ipine sımsıkı sarılmaya çağırır. Aynı vakitte müezzinlerin hançerelerinden hakkı açıkça ilan eden yüksek sesleri yankılanır. Bunun üzerine müslümanlar da günde beş vakit mahallelerinin mescidlerinde bir araya gelir, toplanırlar. Diğer taraftan yüce Allah onları haftalık bir buluşmada bir araya gelmekle yükümlü tutmaktadır. Bu toplanmaları neticesinde ilmin, irşadın, öğüt ve hatırlatmanın mahsullerini toplarlar. Birliktelikleri daha bir sağlamlaşır, güçleri ortaya çıkar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıda bulunulduğu vakit Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (el-Cumua, 62/9) Bu toplantıya mazeretsiz gelmemeyi İslam mubah kabul etmemektedir. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: “Her kim önemsemeyerek üç cuma namazını terkedecek olursa, Allah onun kalbini mühürler.(Ebu Davud)

Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Birtakım kimseler ya cumaları terketme işinden vazgeçecekler, yahutta Allah onların kalblerini mühürleyecek, sonra da gafillerden olacaklar.” (Muslim) Arkasından toplu bir kongre ve pek büyük bir merasim olmak üzere yıllık toplantı gelir. Bu yıllık toplantı geniş bir düzlükte ve bir tek yerde gerçekleştirilir. Bütün şehir halkı aralarında çocuklar, kadınlar, erkekler, hatta-namaz kılmakta mazereti bulunan hanımlar da dahil olmak üzere- hep birlikte toplanırlar. Um Atiyye’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem bizlere ramazan ve kurban bayramı namazlarında onları yani hanımları, ay hali olanları, perdelerinin arkasında bulunanları (evlenmemiş kızları) çıkarmamızı emretti. Ay hali olan kadınlar namazdan uzak dururlar, hayra ve müslümanların dualarına tanık olurlar. Ben: Ey Allah’ın Rasulü, birimizin örtünecek cilbabi olmayabilir, dedim. 0: “Kız kardeşi ona kendi cilbabından fazla olanı) verip giydirsin.” diyebuyurdu. (Muslim)

İşte bu, gerçekten olgun toplumsal bir eğitimdir. Müslümanların maslahat ve menfaatlerini gerçekleştirmeyi hedef alır. Bunu da insanlar arasında meydana gelen tanışma ve sevgi yoluyla gerçekleştirmeye çalışır. Çünkü insanların birbirleriyle karşılaşmaları, tokalaşmaları, insan kalbinde sevgiyi, muhabbeti meydana getirir. Aralarında iyilik, dayanışma ve korumayı gerçekleştiren karşılıklı ilişkiler kurmaya ve bunların gözetilmesine sebep teşkil eder. Birbirlerinin durumlarını tanıma sonucunu getirir. Böylelikle hastaları ziyarete giderler, onların zorluklarını hafifletirler. Ölenlerini kabirlerine götürürler, çaresizlerin imdadına koşarlar. Cemaatle Namaz kılmak suretiyle İslam’ın şiarlarından birisi ortaya konulmaktadır. Hatta bu İslam’ın en büyük şiarıdır. Bu şiar namazdır. Bu şiarın cemaatle kılınması suretiyle müslümanların gücü hep birlikte mescide girip, yine topluca oradan çıkmaları ile onların birbirleriyle irtibatları ortaya konulmaktadır. Bu kafir ve münafikların oluşturduğu düşmanların öfkelerinin artmasına sebep olur. Cemaatle namazın faydalarından birisi de, müslümanlar arasında ülfetin meydana gelmesi, kalplerin hayır etrafında toplanması, kin ve hasedin ortadan kaldırılması, toplumsal farklılıkların renk, irk taassubunun yıkılması sonucunu vermesidir. Bütün bunlar müslümanlar arasında kardeşlik ve eşitlik ruhunun yaygınlaşmasını sağlar. Cemaatle namaz kılmak, hayrın tohumlarının ekilmesi, ilim ve faziletin yayılması için bir yoldur. Böylelikle cahil, alimden bilgi öğrenir. Müslüman imamını yahut, müslüman kardeşlerinin salih amellerle uğraştıklarını görünce, kendisi de onların izinden gider, onlara uyar. Müslümanlar mescidde imamlarına tabi olmak şeklinde ortaya çıkan bir düzene uyarlar. Böylelikle ümmet bir araya gelmek, dağılmamak, emir sahiplerine itaat etmek eğitimini alır, imama uymak suretiyle nefsi dizginlemeyi öğrenir. Çünkü imama uyan, imamdan önce hareket etmez ve onunla aynı hizada durmaz. İnsanlar düzenli saflar halinde imamlarının arkasında durmakla cihat meydanında safta durup, kumandanlarına uymakta oldukları duygusunu yaşarlar. Cemaatle namaz kılmanın faydalarından birisi de sevabın katlanması, günahların silinmesi, derecelerin yükselmesidir.

Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki: “Kişinin cemaatle namaz kılması, onun evinde ve pazarında kıldığı namaza göre yirmibeş kat daha fazladır. Şöyle ki; kişi güzelce abdest aldıktan sonra mescide gider de ancak namaz kılmak üzere çıkıp gitmişse, attığı herbir adım dolayısıyla mutlaka bir derecesi yükseltilir, o adımla bir günahı kaldırılır. Namaz kıldığı takdirde melekler de onun namaz kıldığı yerde kaldığı sürece ona: Allah’ım ona salat eyle (rahmet buyur), Allah’ım ona rahmet eyle! diye dua ederler. Sizden herhangi bir kimse namazı beklediği sürece namazda gibi devam eder.” ( Buhari) Osman b. Affan Radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’i şöyle buyururken dinledim: “Her kim yatsı namazını cemaatle kılarsa gecenin yarısına kadar namaz kılmış gibi olur. Kim de sabah namazını cemaatle kılarsa, bütün geceyi namazla geçirmiş gibi olur.” ( Muslim) Cemaatle namaz kılmanın faziletine dair hadisler de pek çoktur. Cemaatin varlığı herbir ferdi salih ameli arttırarak, Allah’a samimiyetle ve gayretle yönelerek Allah’a itaat hususunda yarışmaya iter. Namazın vaktinde huşu’ ve huzur ile eda edilmesi konusunda gayret göstermeyi sağlar. Cemaatle namazı eda etmenin, bu ve buna benzer cemaatten uzak duran kimsenin elde edemeyeceği daha pek çok fazilet ve mükafatları vardır.

Cemaatle Namaz

Cemaatle Namaz

Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü

İlim ehli cemaatle namaz kılmanın hükmü hususunda farklı görüşlere sahiptir. Kimisi onun farz-ı kifaye olduğunu söylemiştir. Bir kısım onu yerine getirecek olursa, diğerlerinden günah kalkar. Kimisi müekked bir sünnet olduğunu söylemiştir, kimisi de o, namazın sıhhati için bir şarttır, demiştir. Sahih olan görüş, vacip olduğunu söyleyenlerin görüşüdür. Çünkü bunların Kur’an, Sünnet-i Nebeviyye ve ashab-ı kiram’ın sözlerinden getirdikleri delilleri güçlü ve açıktır. Cemaatle namaz kılmak erkeklere beş vakit namaz için seferde ve ikamet halinde ayni (her kişi için) olarak vaciptir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Sen de aralarında bulunup, onlara namaz kıldırdığında bir kısmı seninle birlikte namaza dursun ve silahlarını da alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (diğerleri) arkanızda bulunsunlar. Namaz kılmamış olan bir diğer kısım gelsin, seninle beraber bir rekat) namaz kılsınlar. Hem tedbirli bulunsunlar, hem de silahlarını alsınlar.” (en-Nisa, 4/102)

Şayet cemaatle namaz kılmak sünnet olsaydı, bu sünnetin düşmesi için en uygun mazeret elbetteki “korku” mazereti olurdu. Şayet farz-ı kifaye olsaydı, birinci kesimin bu şekilde namaz kılmakla farzın düşmesi gerekirdi. O halde bu durum cemaatle namazın muayyen olarak her şahsa vacib (vacib-i ayni) olduğunun delilidir. İbn Kesir -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demektedir: “Bu ayet-i kerimeden hareket ederek cemaatle namaz kılmanın vücubunu kabul edenlerin delil gösterme şekli ne kadar güzeldir! Çünkü cemaat için pek çok işin yapılmasına müsamaha gösterildiği görülmektedir. Eğer cemaat vacib olmasaydı, bunları yapmak hiç de uygun düşmezdi.” (İbn Kesir) Korku halinde düşman, müslümanların karşısında durup savaşın kızıştığı bir zamanda cemaatle namaz kılma emri sözkonusu olduğuna göre; barış halinde cemaatle namaz kılmanın Öncelikli ve daha güçlü bir vacip olacağı gayet açıktır.

Yağmur yağdığı vakit namazın cem’ edilmesi ise ancak cemaatle namaz kılma imkanını vermek içindir. Bu şekilde iki namazdan biri diğerine katılır, namaz kılanlar alışılmış vaktin dışında namazlarını eda ederler. Oysa vakit, namazın vücubu için bir şarttır. Şayet cemaatle namaz kılmak vacip olmasaydı, namaz için gerekli olan vakit şartı terkedilmezdi. Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “Şüphesiz münafıklara en ağır gelen namaz yatsı namazı ile sabah namazıdır. Eğer onlar bu iki namazda nelerin olduğunu bilselerdi, emekleyerek dahi olsa bu namazlara gelirlerdi. İçimden şunu geçirdim: Emir vereyim namaz için kamer getirilsin, sonra bir adama emredeyim, cemaate namaz kıldırsın. Sonra beraberlerinde odun demetleri bulunan bir grub insanla birlikte, namaza gelmeyen bir topluluğun yanına gideyim ve onlar içlerinde iken evlerini üzerlerine yakayım (Muslim) Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem cemaatle namaz kılmaktan geri kalanları münafıklıkla nitelendirmiş ve kendileri içlerindeyken evlerini ateşe vermeyi içinden geçirmiştir. Sünneti yapmaktan geri kalan bir kimse münafik sayılamaz. Eğer cemaatle namaz kılmak sünnet olsaydı, onu terkedeni yakmakla tehdit etmezdi. Eğer cemaatle namaz kılmak farz-ı kifaye olsaydı, Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem ve beraberindekiler ile birlikte bu farz yerine getirilmiş olurdu. Böyle bir şeyin olmadığı da görülmektedir. O halde hadis, cemaatle namazın farz-i ayn olduğunun delilidir. Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e gözleri görmeyen bir adam geldi. Ey Allah’ın Rasulü, dedi. Beni mescide getirecek bir kimsem yok. Böylelikle Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem’den kendisine ruhsat verip, evinde namaz kılmak istediğini söyledi. Peygamber ona ruhsat verdi, fakat geri dönüp gidince onu tekrar çağırdı ve: “Namaz için okunan ezanı duyuyor musun?” diye sordu. Adam: Evet deyince, Peygamber: “O halde bu çağrıya icabet et (cemaatle namaza gel)” diye buyurdu. (Ebu Davud)

Bu sahabinin çekeceği zorluklara rağmen Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) ona ezana icabet etmesini emrettiğini görüyoruz. İşte bu, cemaatle namaz kılmanın vacib olduğunun delilidir. el-Muğnide şunları söylemektedir: Kendisini götürecek kimse bulamayan, gözleri görmeyen kimseye ruhsat vermediğine göre; başkasına böyle bir ruhsatın verilmemesi öncelikle söz konusudur.  Bu ümmetin ilk nesli tarafından cemaatle namazın vücubu yerleşik bir kanaat halini almıştı. Ebu’l-Ahvas’tan, o Abdullah’tan şöyle dediğini rivayet etmektedir: “… Bizim gördüğümüz şuydu: Cemaatle namaza katılmaktan ancak münafiklığı bilinen münafik bir kimse geri kalıyordu. O kadar ki, kişi iki kişi arasında sürüklenerek getirilir ve nihayet safta durdurulurdu.(Muslim) Um ed-Derda Radıyallahu anha’dan şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Ebu’d-Derdå öfkeli olarak yanıma geldi. Seni öfkelendiren nedir?dedim. Vallahi ben Muhammed ümmetinden, onların cematatle namaz kılmaları, müstesna, (kusursuz yaptıkları başka) bir şey tanımıyorum, dedi. (Buhari) İbn Abbas Radıyallahu anh’a gündüzün oruç tutan, geceleyin namaz kılan fakat cumaya ve cemaate katılmayan bir kimse hakkında soruldu, şu cevabı verdi: O kimse ateştedir.

Kimi ilim adamı cemaatin vacib olmadığına, İbn Ömer Radıyallahu anh’ın naklettiği şu rivayeti delil gösterirler. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki: “Cemaatle namaz kılmak tek başına namaz kılan kimsenin namazından yirmiyedi derece daha faziletlidir.”(Muslim) Bu görüşün sahibleri derler ki: Bu hadiste “daha faziletlidir” lafzı varid olmuştur. Daha faziletli oluş, vücub ifade etmez. Ancak onların bu şekilde delillendirmeleri kabul edilmez. Çünkü bu hadisten maksat cemaatle namaz kılmanın hükmünü anlatmak değildir. Bundan maksat cemaatle namaz kılmanın sevabını anlatmaktır. Çünkü bizler eğer daha faziletli oluştan, vacib olmama anlamını çıkartacak olursak, yüce Allah’ın: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıda bulunulduğu vakit Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (el-Cumua, 62/9) buyruğundan cuma namazının vacib olmadığı anlamını çıkartmamız gerekir. “Daha hayırlıdır” lafzi da zaten “daha faziletli oluş’u ifade eder. Fakat bundan cuma namazının vücubunun düştüğü anlamı çıkartılamaz.

Cemaatle Namaz Kaç Kişi ile Kılınabilir 

Cemaat iki ve daha fazlası ile kılınır. Bu hususta görüş ayrılığı olduğunu bilmiyoruz. Ebu Musa el-Eşari’den şöyle dediği rivayet edilmektedir: Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki: “İki ve daha yukarısı bir cemaattir.” (İbn Mace) Malik b. el-Huveyris’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in yanına arkadaşımla birlikte gittik. Yanından ayrılmak isteyince bize şöyle dedi: “Namaz vakti girdi mi ezan okuyun, sonra kamet getirin, sonra yaşça büyük olanınız size imam olsun”. (Muslim) Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir defasında Huzeyfe’ye, birisinde İbn Mesud’a, birisinde de İbn Abbas’a imam olmuştur. Cemaatten geri kalan bir kimsenin durumu hakkında şu iki halden birisi söz konusudur: Ya cemaatten geri kalıp, tek başına namaz kılmakta mazur görülen bir özür sahibidir. Hastalık, korku ve bunun dışında mazur görülmesine sebep teşkil eden herhangi bir özür dolayısıyla cemaate katılamayan kimsenin durumu gibi. Böyle bir kimseye cemaatle namaz kılan kimsenin mükafatı gibi sevap yazılır. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle buyurduğu sahih olarak rivayet edilmiştir: “Kul hastalanır yahut yolculuğa çıkarsa, ona ikamet halinde ve sağlıklı iken yaptığı amellerin bir benzeri yazılır.” (Buhari) Yahut kişi cemaatle namaza mazeretsiz olarak gelmemiştir. Bu durumda namazı sahihtir, fakat vacibi terk ettiğinden dolayı günahkardır. Bazı ilim ehlinin kanaatine göre cemaat namazın sıhhati için bir şarttır. Bunların bu görüşlerine göre şer’i bir mazereti olmaksızın tek başına namaz kılan kimsenin namazı batıldır. Şu kadar var ki, bu görüş zayıftır. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Cemaatle namaz kılmak tek başına namaz kılanınkinden yirmiyedi derece daha faziletlidir. ” (Muslim)

Cemaatle Namaz kılmanın Fazileti

Fazilet üstünlüğü ise, faziletçe kendisinden daha üstün bulunan halde de belli bir fazilet olduğunu gösterir. Bu halde böyle bir faziletin varlığı, onun da sahih olmasını gerektirir. Çünkü sahih olmayan bir amelde fazilet olmaz. Bu görüşün sahipleri bu cevaba, bu hadisin mazereti olan kimse hakkında olduğunu belirterek cevab verirler. Fakat onların bu cevaplarını Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in şu buyruğu reddetmektedir: “Kul hastalanır yahut yola çıkarsa sağlıklı ve mukimken yaptığı amelin bir benzeri ona yazılır.” Cemaat erkekler hakkında vacib olmakla birlikte, kocalarının izniyle kadınlar hakkında mübahtır. Bu namaza katılmak için tesettüre riayet ederek herhangi bir süslenme ve koku sürünme sözkonusu olmadan gidebilirler, erkeklerle karışmaktan da uzak kalırlar, erkeklerin saflarının arkasında saf tutarlar. Kadınların erkeklerden ayrı tek başlarına birbirleriyle cemaatle namaz kılmaları sünnettir. İmamlarının kendilerinden olması ile onlara bir erkeğin imamlık yapması arasında fark yoktur. Çünkü kadınlar farzı eda ehliyetine sahip kimselerdendirler. Dolayısıyla onlar da Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in: “Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan yirmiyedi derece daha faziletlidir.” (Buhari) buyruğunun genel çerçevesi içerisine girerler. Abdullah b. el-Haris’in kızı Um Varaka’dan gelen rivayete göre Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem kendisini evinde ziyaret ederdi. Ona ezan okumak üzere bir müezzin de tesbit etmiş ve ona kendi evindekilere imam olmasını emretmişti. Abdu’r-Rahman der ki: Ben onun müezzinini oldukça yaşlı bir ihtiyar olarak gördüm. (Ebu Davud) Onun dışındaki diğer sahabi kadınların uygulamaları da bunu gerektirmektedir.

 

Namazın Eda edileceği Yer

Yüce Allah, Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem ümmetine yeryüzünün tamamını mescid ve abdest alıp temizlenecek yer kılmak suretiyle -diğer ümmetlerden farklı- bir özellik vermiştir. Çünkü diğer ümmetler ya kiliselerde, ya manastırlarda yahutta havralarda ibadet edebilmektedirler. Cabir Radıyallahu anh’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yeryüzü bana tertemiz, temizlenme aracı ve mescid kılındı. Herkim bir namaz vaktine erişirse, neredeyse orada namazını kılar” (Muslim) Maksat temiz ve mübah olan yerdir. Çünkü necis olan bir yer, sözlük anlamı itibariyle temiz değildir, gasb yoluyla alınmış olan bir yer ise şer’an temiz değildir.  İlim ehlinden bir kesim bu hadisi namazı evde cemaatle kılmanın ve yakın dahi olsa mescide gitmemenin caiz olduğuna delil göstermişlerdir. Bununla birlikte mescidde kılmak daha faziletlidir (derler). Başkalarının kanaatine göre mescidde namaz kılmak, farz-ı kifayeler arasındadır. Dolayısıyla yeter sayıda kimse bunu yerine getirecek olursa, diğerlerinden bu yükümlülük düşer. Onların dışındakilerin evlerinde cemaatle namaz kılmalari caiz olur. Sahih olan ise mescidde cemaatle namaz kılmanın vacib olduğudur. Şayet namaz mescidin dışında bir yerde kılınırsa sahihtir; fakat mescidi terkettikleri için günahkardırlar. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’den şöyle buyurduğu sahih rivayetle sabittir: “…İçimden emir vererek namaz için kamer getirilmesini, sonra birisine emir vererek insanlara namaz kıldırmasını söylemek, sonra beraberlerinde odun demetleri bulunan birtakım kimseleri yanıma alarak namaza gelmeyen kimselere gidip, içlerinde bulundukları halde evlerini üzerlerine ateşe vermek istedim.  Hadiste evlerinde namaz kılanlar istisna edilmemektedir. Böylelikle bundan mescidde namaz kılmanın vacib olduğu anlaşılmaktadır. Namaz İslam’ın açıkça yerine getirilen şiarlarındandır. Namazın mazeretsiz olarak mescidde eda edilmesi terkedilmemelidir. Mescidde cemaatle namazın kılınmasının farz-ı kifaye olduğu görüşünü kabul edenlerin kanaati uygulandığı takdirde, mescidlerden uzak kalmak, belki de büsbütünterk edilmeleri sonucu ortaya çıkar. Çünkü herkes mescide gider diye diğerine güvenecektir. Diğer taraftan bu, açık ve sarih nasslarla da çatışan bir görüştür. Yüce Allah söyle buyurmaktadır: “Şüphe yok ki kendilerine kitab verilenler bunun Rablerinden gelen bir hak olduğunu pek iyi bilirler. Allah onların yapageldiklerinden gafil değildir.” (el-Bakara, 2/144); “Her mescidde de yüzlerinizi (kıble tarafına) doğrultun.” (el-A’raf, 7/29) Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in Cabir tarafından rivayet edilen: “…Yeryüzü benim için tertemiz, temizlenme aracı ve mescid kılındı.” (Muslim) hadisini namazın her yerde kılınmasının caiz olduğuna, mescidde kılınmasının ise daha faziletli olduğuna delil gösterenlere gelince, bu (hadis) mescidlerde cemaatle namaz kılmanın vücubunu ortaya koyan delillerle tahsis edilmiş umumi bir buyruktur. Müslüman için daha faziletli olan, kendisi bulunmadan cemaatle namazın kılınmadığı mescidde namaz kılmaktır. Çünkü böylelikle o mescidde cemaatle namaz kılınmasına sebeb olmakla mescidi imar etmek sevabını elde etmiş olur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden… kimseler imar eder.” (et-Tevbe, 9/18) Buna insanların namaz kıldığı ve belli bir kişi gelip de imam olduğu takdirde cemaatle namazın kılındığı, gelmediği takdirde cemaatin dağıldığı bir mescidi örnek verebiliriz. Bu durumda böyle bir kimse için daha uygun olan bu mescidin imar edilmesi için burada namaz kılmaktır.

Bundan sonra daha faziletli olan, cemaat namazının cemaati çok olan mescidde kılınmasıdır. Mesela, iki mescid bulunup da birisinin cemaati diğerinden daha fazla ise, evla olan cemaati daha fazla olana gitmektir. Çünkü toplu bulunmak sebebiyle rahmet ve sekinet nazil olur, dua daha kapsamlı olur, kabul edilme ümidi daha yüksek olur. Çünkü Ubeyy b. Ka’b Nebi Sallallahu aleyhi vesellem’den şu hadisi rivayet etmektedir: “…Kişinin bir diğeriyle namaz kılması, tek başına namaz kılmasından daha güzeldir. Bir kimsenin iki kişi ile birlikte namaz kılması tek bir kişi ile namaz kılmasından daha güzeldir. Daha çok olan yüce Allah tarafından daha çok sevilir.” (Muslim) İlim ehli ile namaza devam eden, taharet üzere kalmaya dikkat eden kimselerle birlikte namaz kılmanın, pek büyük bir fazileti vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Orada tertemiz kalmayı arzu eden erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever.” (et-Tevbe, 9/108) Bundan sonra daha faziletli olan eski mescidde namaz kılmaktır. Eski mescidde namaz kılmak, cemaat sayısı eşit olmaları halinde yenisinde namaz kılmaktan daha uygundur. Çünkü o mescid yeni mescidin imar edilmesinden önce Allah’a itaat ile imar edilmiştir. Eğer öncelikleri itibariyle eşit olurlarsa uzak mescid, yakın mescidden daha önceliklidir. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazda insanlar arasında ecri en büyük olan kimse, yürüme itibariyle daha uzak olanlarıdır.” (Buhari) Bazı ilim ehlinin görüşüne göre ise daha faziletli olan yakın mescidi imar etmektir. Bundan, başka bir mescidin kendine has bir özellikle diğerlerinden ayrılması hali istisna edilir, o vakit bu özellikli mescid tercih edilir. Mekke halkı gibi. Onlarin Mescid-i Haram’da namaz kılmaları çevrelerindeki mescidlerde namaz kılmalarından daha faziletlidir. Medineliler için de Peygamber mescidi, etraflarındaki diğer mescidlerden daha faziletlidir. Az önce kaydedilen hadis, kendisinden daha yakın mescid bulunmayan mescid hakkında kabul edilir. Cemaatinin daha çok ya da daha az olması farketmez. Çünkü bu yolla pek çok maslahatlar gerçekleşir. Bunun ardından cemaat sayısı daha fazla olan gelir. Ardından daha uzak olan, ardından da daha eski olan gelir. Çünkü bir yerin, orada itaatin daha önce olması dolayısıyla öne alınmasının açık bir delili yoktur.

Memuriyet dairelerinde cemaatle namaz:

Pek çok resmi dairede çalışanların özel namazgahları olur ve oralarda cemaatle namaz kılınır. Etraflarında ise başka mescidler de vardır. Acaba bunların kendi mescidlerinde namaz kılmalarının hükmü nedir? Şayet mescid yakında ise, bunlara vacib olan namazlarını o mescidde eda etmeleridir. Eğer uzak ya da yakın olmakla birlikte, başvuranların çokluğundan ötürü işin aksayacağından yahutta çalışanlar namaza gittikleri vakit evlerine gitmek ya da dönmemek suretiyle disiplin altına alınamayacağından korkulacak olursa, o takdirde iş yerinin mescidinde namaz kılmakta bir sakınca olmaz Bu durumun çözümü için büyük devlet dairelerinin yakınında insanların hepsine açık ve caddeye açılan bir kapısı bulunan ve beş vakit namazın kılındığı mescidler yapmaktır.

 

Cemaatle Namaz Kılmak İle İlgili Bazı Hükümler

1. Görevli bir imamı bulunan bir mescidde, imamın izni ya da mazereti ile olmadığı sürece başka bir kimsenin imamlık yapması caiz değildir. Ebu Mesud el-Ensari’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v) buyurdu ki: “…Adam adama kendi sorumluluğu altındaki bir yerde imamlık yapamaz. Onun evinde, onun oturduğu özel yerine izni olmadan oturamaz.” (Muslim) Çünkü böyle bir davranış karışıklığın, çatışmanın, ayrılığın yaygınlaşmasına, görevli imama karşı kötü davranıp, ondan uzaklaştırılması sonucuna götürür. Fakat imamın izin vermesi ya da mazereti olmadan namaz kıldıranın namazının hükmü nedir? Bu hususta ilim adamlarının iki görüşü vardır:

a. Bu şekilde hareket edenler günahkar olurlar, namazları sahih olmaz, namazlarını iade etmeleri gerekir.

b. Günah kazanmakla birlikte namazları sahihtir. Doğru olan görüş de budur. Çünkü düzenli bir imamı olan bir mescidde o imamın izni ya da mazereti olmaksızın imamlık yapmanın haram kılınması, namazin sahih olmamasını gerektirmez. Çünkü haramlik namazın dışındaki bir husus ile alakalıdır. Görevli imamın önüne geçip, onun hakkını çiğnemek ile ilgilidir. O halde bundan dolayı namazın batıl olmaması gerekir. Çünkü namaz cemaatle kılınmış ve meşru bir şekilde edâ edilmiştir. Aslolan böyle bir namazin sahih olmasıdır. Fakat bununla birlikte haramlık da sözkonusudur.

2. Daha önce namaz kıldığı halde sonradan geldiği mescid veya namazgahda aynı namazın kılındığını gören birisinin, cemaat ile birlikte namaz kılması sünnettir. Birinci kıldığı namaz onun farz namazı olur, ikincisi de nâfile olur. Çünkü Ebu Zerr Radıyallahu anh’dan gelen rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Sen namazı vaktinde kil. Eğer onlarla birlikte namaza yetişirsen yine namaz kıl. Ben namaz kıldım, onun için namaz kılmıyorum, deme.”(Muslim) Bununla birlikte (sonradan yetiştiği) o namazı tamamlaması gerekmez. Tamamlayacak olursa efdal olan odur. Çünkü Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in: “…Yetişebildiğinizi kılınız, kaçırdığınızı da tamamlayınız.” (Muslim) buyruğunun genel çerçevesi bunu gerektirmektedir. Bundan bazı namazlar istisna değildir. Fakat namazları iade etmek maksadıyla mescidlere gitmek sünnet değildir. Çünkü bu selefin adetinden değildi. Şayet böylesi hayırlı işlerden olsaydı, ashab-ı kiram’ın bu işi bizden önce yapmaları gerekirdi. İşte bu şekilde İslâm gerek görünüşte, gerek hakikatte müslümanların birliğine oldukça önem verir, dikkat gösterir. Çünkü böylesi pek hayırlı, pek faziletli bir haldir.

3. Müezzin bir namaz için kamet getirmeye başladığı takdirde kayıtsız ve şartsız olarak bir nafileye başlamak caiz değildir. Çünkü Ebu Hureyre’nin rivayet ettiğine göre Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namaz için kamet getirildiği takdirde farz olan namazın dışında namaz olmaz.” (Muslim) Bunun hikmeti, insanlar farz bir namazı cemaat ile birlikte eda etmekte iken kendisi tek başına nafile kılacağı bir namazla meşgul olmamasıdır. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in : “Namaz olmaz” ifadesiyle kast edilen, sahih olan görüşe göre yeni bir namaza başlamak, yeni bir namaza girmektir. Çünkü kamet getirilmekle o vakit artık farz için tahsis edilmiş olmaktadır. Buradaki yasak da haramlik bildirmek içindir. Şayet namaz için kamer getirilirken kişi nafile kılmakta olup, kametten önce bu namaz için iftitah tekbiri almış ise, farz namaza katılmak için elini çabuk tutarak namazını tamamlar. Cemaati kaçırmaktan korkmadığı sürece bu şekilde davranır. Çünkü yüce Allah: cemaate yetişememekten korkarsa farza yetişmek için nafile namazını keser.

4. İlim adamlarının iki görüşünden tercih edilenine göre namazın tek bir rekatine yetişmekle cemaatle namaza yetişilmiş olur. Çünkü Ebu Hureyre Radıyallahu anh’dan gelen rivayete göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: “Her kim namazın bir rekatine yetişirse, o namaza yetişmiş olur.”(Muslim) Bir rekatten daha az bölüme yetişmek ile cemaate yetişilmiş olmaz. Çünkü bu hadisteki açık ifade bunu gerektirdiği gibi, cuma namazının bir rekatinden daha az bölümüne yetişen kimsenin durumuna kıyas da bunu gerektirir. Çünkü bu durumdaki bir kimse cuma namazını yetişmemiş sayıldığından, başladığı o namazı öğle namazı olarak tamamlar.

Paylaş

Yorumlar