Ayet-i Kerimede Mirac

0

Ayet-i Kerimede Mi’rac

Bu gece Mi’rac kandili… Resul-i Ekrem Efendimizin (s.a.v) Mi’racını kutluyoruz. Süleyman Çelebi rahmetlinin, Dediler ey kıble-i İslam ü din, Kutlu olsun sana Mi’rac-ı güzin. dediği gibi, Ermedi evvel gelen bu devlete, Kimse layık olmadı bu rif’ate dediği gibi, Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa (s.a.v) Efendimiz
Hazretleri, bu gece Allah Azze ve celle nin çok büyük iltifatlarına, kurbiyyetine, ünsiyyetine, davetine ve huzuruna kabule mazhar olmuştur.

Bunu ayet-i kerimede, —imam Nizameddin kardeşimiz yatsı namazının birinci rekatında okudular— İsra Sûresi’nin birinci ayetinde Allah Azze ve celle buyuruyor ki, bi’smi’llahi’rrahmani’r-rahim:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيًْلا مِنْ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِ لَى الْمَسْجِدِ
اْلَْقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا، إِ نَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
)االسراء:١)
(Sübhàne’llezî esrâ bi-abdihî leylen mine’l-mescidi’l-harâmi ile’l-mescidi’l-aksa’llezî bâreknâ havlehû li-nüriyehû min âyâtinâ, innehû hüve’s-semîu’l-basîr.) (İsra, 17/1) Sadaka’llàhu’l-azim.

Şimdi Arapça ’da bir şeye hayran olunduğu zaman, hayret edildiği zaman, “Sübhàna’llàh!” denir. Bu güzel adet bize de geçmiş. “Sübhàna’llàh, ne kadar güzel! Allah Allah, öyle olmuş mu?..” deriz. Ayet-i kerime de, (Sübhàne’llezi) diye başlıyor. Yani, “Ne kadar hayret edilecek, ne kadar hayran kalınacak, emsalsiz, güzel,
yüksek ve müstesna bir hadise ki, onu Allah Aze ve cell kuluna nasip etmiş. O alemlerin Rabbi, mülkün sahibi, hükmün maliki, kainatın mutasarrıfı, (esra bi-abdihi leylen) bir gecenin içinde o sevgili, müstesna kulu Muhammed-i Mustafa’sını, (mine’lmescidi’l-haram) Mekke-i Mükerreme’de bulunan Kabe’nin çevresini teşkil eden Mescid-i Haram’dan, (ile’l-mescidi’l-aksa) en uzaktaki mescid manasına gelen, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya; o zamanda da, bu zamanda da olması mümkün olmayan bir şekilde, geceleyin götüren o alemlerin Rabbi Allah her şeye kàdirdir, şanı her türlü noksandan münezzehtir, her türlü takdire şayestedir, şanı ne kadar yücedir. Allah Azze ve celle demek ki, o mübarek kulunu bir gecede Mekke’den Kudüs’e, kudüs’ten de yedi kat semayı geçirip, yedi kat gökleri seyran eyletip, Arş’ının üstünde cevlan ettirmiştir. Bilmediğimiz alemlere götürmüş, hiç bir beşerin görmesinin, dünya hayatında müttali olmasının mümkün olmayacağı şeyleri göstermiştir. (Ellezi barekna havlehû) “O Mescid-i Aksa da eskiden beri Allah’ın çevresini mübarek kıldığı, müstesna, kıymetli, kutsal yerlerden birisi… Müslümanın nazarında da öyle…

Allah Azze ve celle oraya bereket ihsan eylemiş, ta eski zamanlardan itibaren peygamberlerin cevlangahı, vazife yeri ve hizmet mahalli olmuştur. Dünyanın sonunun geldiği zamanda da kıyametin kopacağı, mahşerin olacağı mahaller oraları… Manevi bakımdan Allah tarafından mübarek kılınmış olan o yerler… (Li-nüriyehû min ayatina) “ayat-ı kevniyyesini ve bu mülk aleminden ayrı insanların görmediği, göremediği, Allah’ın melekleriyle, Kur’an-ı Kerim’iyle, vahyiyle Peygamberine bildirdiği alemleri ve mahlûkları ve esrarlı hadiseleri göstermek için, ibret teşkil edecek harikulade halleri göstermek için onu biz Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdük.” demiş oluyor ayet-i kerime…

Resul-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v) bu bir gecede Mekke-i Mükerreme’den Kuds-ü Şerif’e, o mübarek yerlere, Mescid-i Aksa’ya varması, işte bu İsra Sûresi’nin birinci ayet-i kerimesiyle, “Evet bu böyledir, bu hadise olmuştur, Allah’ın kudretinin şaşılacak bir eseri olan bu İsra mucizesi vuku bulmuştur.” diye Kur’an-ı Kerim’in şahitlik ettiği, belgelendirdiği, damga vurduğu bir hadisedir. İsra, geceleyin seyahat etmek demek… Araplar gündüzleyin de seyahat edebilirler ama, gündüzleyin sıcaktan mahvolur insan, tahammül edemez. Bir kaç adım atsa helak olur; güneşin hararetinden, sıcaklığından başına güneş geçer, takati kalmaz,
yığılır kalır. Onun için, Arapların adet-i seniyyeleri gece seyahat etmekti. Gece seyahat etmek, Araplar bakımından yapılan bir şey amma bu kadar uzun bir mesafeyi, binlerce kilometrelik mesafeyi Allah,
Resul-i Ekrem Efendimize (s.a.v) böyle bir müstesna ikram olarak, peygamber mucizesi olarak nasib etmiş. O gecede Kabe’nin yanından, Kuds-ü şerife götürmüş. Oradan da yedi kat semaya geçirip, Arş-ı A’la’ya, Sidre-i Münteha’ya götürüp, Allah Azze ve celle nin huzuruna çıkması hadisesi var. O da uruc, yükselme kelimesinden alınma Mi’rac sözüyle ifade ediliyor.

Demek ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v) Mekke’den Kuds-ü Şerif’e götürülmüş; Kudüs’te de nice nice ayetleri, esrarları müşahade ettikten sonra, daha başka esrarları müşahade etmesi, manevi varlıkları görmesi için uruc ettirilmiş; yani semalara, yedi kat semaların ötelerine, mavera-yı semavata gönderilmiş. Buhari ve Müslim’de ve daha başka hadis kitaplarında,  sahabe-i kiramdan rivayet edilmiş çeşitli hadis-i şerifler var. Yani sağlam, sahih hadislerin ifade ettiği hadise… Kuds-ü Şerif’te neler olduğunun teferruatı, göklerde Allah Azze ve celle nin o kıymetli Habibinin neler gördüğüne dair bilgiler hadis-i şeriflerde mevcut… Hadis-i şerif ne demek?.. Peygamber Efendimiz’in kendi ifadesi… Allah Kur’an-ı Kerim’de şahitlik ediyor ki: “Ben kulumu bir gecede Mekke’den Kudüs’e götürdüm.” Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) de mübarek ağzıyla anlatıyor ki: “Ben de Kudüs’e gittim, Kudüs’ten ötelerde de şunları şunları şunları gördüm.

 

İSRA VE MİRAÇ İLE İLGİLİ AYETLER

  • İsra Sûresi

“Kulunu (Muhammed’i -aleyhissalâtü vesselâm-) bir gece, Mescid-i Harâm’dan kendisine bâzı âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allâh, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilen, hak­kıyla görendir.” (el-İsrâ, 1)

  • Necm Sûresi

“İnmekte olan yıldıza[1] and olsun.” (en-Necm, 1)

“Sâhibiniz (Muhammed Mustafâ) sapmadı ve bâtıla inanmadı. O, arzûsuna göre de konuşmamaktadır. O’nun konuşması vahiyden başka bir şey değildir. Çünkü (bildirdiklerini) O’na güçlü, kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (olan Cebrâîl, Rabbinin emri üzere) öğretti. Sonra en yüksek ufukta (Sidretü’l-Müntehâ’da) iken asıl şekliyle istivâ etti (doğruldu).” (en-Necm, 2-7)

“Sonra yaklaştı ve tedellî etti.” (en-Necm, 8)

“(Muhammed Mustafâ ile Rabbinin) araları, iki yay arası kadar, ya da daha yakın oldu.” (en-Necm, 9)

“Allâh o anda kuluna vahyini bildirdi.” (en-Necm, 10)

“(Muhammed Mustafâ’nın) gözleriyle gördüğünü kalbi yalanlamadı. (Ey inkârcılar!) O’nun gördükleri hakkında şimdi kendisiyle tartışacak mısınız?” (en-Necm, 11-12)

“And olsun ki (Muhammed Mustafâ), onu (Cebrâîl’i) Sidretü’l-Müntehâ’da bir defâ daha gördü.” (en-Necm, 13-14)

“Orada Me’vâ cenneti vardır. O Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.” (en-Necm, 15-16)

“(Muhammed Mustafâ’nın) gözü, oradan ne kaydı, ne de sınırı aştı. And olsun O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını (da) gördü.” (en-Necm, 17-18)

İsra Mirac Mücizesi ve 5 Vakit Namazın Farz Kılınışı

İsra Mirac Mücizesi ve 5 Vakit Namazın Farz Kılınışı

Paylaş

Yorumlar