Allah İnancı ve İnsan

0

İnanmak insanda bir ihtiyaçtır. İnsan, her daim ve her yerde yüce, kudretli ve ulu bir varlığa sığınma, ona güvenme ve ondan yardım dileme ihtiyacı hissetmiştir. Yüce bir varlığa inanmak, bir inanca sahip olmak insanın temel özelliklerindendir. Bu sığınma, güvenme ve yardım dileme duyguları, yüce yaratıcıyı arama isteğinden doğar. Bu arayış onu, yüce bir yaratıcıyı bulmaya ve ona inanmaya yönlendirir. Onun için tarih boyunca bütün toplumlarda bir yüce varlık fikri vardır. Toplumlar, dil ve kültürleri birbirinden farklı da olsa yüce bir yaratıcının varlığından şüphe etmemişler, ona inanmışlardır. Yüce bir varlığa yöneliş, tarihsel süreçte farklı zaman ve coğrafyalarda Güneş’e, Ay’a, ruhlara, ateşe, yıldızlara vb. inanıp tapınma şeklinde kendini göstermiştir. Bu durum, yüce bir varlığa inanmanın doğuştan, yani fitri olduğunu gösterir.

İslam inancına göre de yüce bir varlığa yani Allah’a (c.c.) inanma duygu ve ihtiyacı doğuştandır. Yüce Allah (c.c.), insanı inanma duygusu ve ihtiyacıyla yaratmıştır. Kur’an’da insandaki Allah (c.c.) inancinin doğuştan olup onun bu duyguyla yaratıldığı şöyle belirtilir: “(Resulüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fitrat üzere yaratmış ise ona çevir, Allah’ın yaratışında değişme yoktur, işte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(Rum suresi, 30. ayet.) Hz. Peygamber de (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Her doğan (çocuk) fitrat üzere doğar…”(Buhari, Sahih-i Buhari, Cenâiz, 80.) Hem ayette hem de Peygamberimizin (s.a.v.) hadisinde geçen “fitrat” kavramı, insanın doğuştan yüce bir yaratıcıya inanacak şekilde yaratıldığını ifade etmektedir. Ancak Allah (c.c.), en güzel şekilde yarattığı insandan Ay’a, Güneş’e, yıldızlara vb. varlıklara değil, sadece kendisine inanmasını ister. Bu bakımdan önemli olan doğruya yani bir olan Allah’a (c.c.) inanmaktır. Peygamberlerin gönderilişinin en önemli amacı da insanlara doğru inanç için yol göstermektir.

 

Yüce Allah’a (c.c.) inanmak insanın fıtratında vardır ve insanın hayatını devam ettirebilmesi için hava, su, barınma, beslenme ihtiyaçları kadar temel ve doğal bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın en temel sebeplerinden biri insanın güven içinde olma gereksinimidir. Yüce Allah’a (c.c.) inanan bir insan, kendisini her zaman koruyan, gözeten bir varlık olduğunun bilinciyle güvende hisseder. Korku, kaygı, endişe, tedirginlik, belirsizlik gibi duygulara kapılmaz. Zorluk ve sıkıntılar karşısında teselli bulur. Güvenli, huzurlu, mutlu, korku ve endişeden uzak bir hayat yaşar.

Allah’a (c.c.) inanmak, onun her şeyi gözettiğinin ve bildiğinin, bir gün yaptıklarımızın hesabını vereceğimizin bilincinde olmak demektir. Yüce Allah’a (c.c.) inanan bir insan söz, fiil, tutum ve davranışlarına dikkat eder. Onun sevgisini kazandıracak tutum ve davranışlar sergiler. Hayatın sonunda Allah’a (c.c.) döneceğine ve ona hesap vereceğine inanan kimse, hiçbir kötü tutum ve davranışın çekiciliğine kapilmaz, Hak ve hukuka dikkat eder. Daima Allah’ı (c.c.) hatırlayarak doğruluktan asla ayrılmaz. Allah’ın (c.c.) hoşnutluğunu kazanabilmek için çalışır ve görevini tam olarak yapar, Allah inancı insanları dünya hırsına kapılmaktan, nefislerine esir olmaktan alıkoyar.

Allah’a (c.c.) inanmak, kendisinin niçin yaratıldığının ve nasıl bir hayat yaşaması gerektiğinin farkında olmak demektir. Onun için Allah (c.c.) inancı, kişinin hem kendisiyle hem de çevresiyle tutarlı bir ilişki geliştirmesini sağlar. Kişinin iç dünyasıyla, çevresindeki canlı ve cansız varlıklarla doğru, tutarlı ve düzenli bir ilişki geliştirmesine katkıda bulunur. Kişi yaratılış amacının, nereden gelip nereye gittiğinin farkında olur. Allah’a (c.c.) inanan insanlar, toplumla olan ilişkilerine de dikkat ederler. Allah (c.c.) inancı, bireyleri kutsal bir duyguda ve alışkanlıklarda birleşmelerine katkı sağlayarak toplumları yüceltir ve geliştirir.

Allah (c.c.) inancı, yüce, her şeye gücü ve kudreti yeten bir varlığa inanmak demektir. İnsanın Allah (c.c.) ile ilgili bu bilgi ve inancı, onu başka varlıklara boyun eğmekten kurtarır. İnsan, Allah’tan (c.c.) başka fayda veren bir varlığın bulunmadığını bildiği için herhangi bir başarı için Allah’ın (c.c.) hoş görmeyeceği çarelere başvurmaz. Kendine düşen görevin çalışıp gayret etmek olduğunu bilir ve davranışlarını buna göre düzenler.

Yüce Allah’a (c.c.) inanmak, onun her şeyi işitip duyduğunu bilmek demektir. Bu bilince sahip olan kişi sadece Allah’a (c.c.) yönelir, ona dua eder, sığınır ve güvenir. Böylece her türlü zorluğun üstesinden gelme gücü kazanır.

Sonuç olarak Allah’a (c.c.) inanan bir kişi, Yüce Allah’ın (c.c.) eşi ve benzeri olmayan, canlı cansız her şeyi yaratan, gören, işiten, güç ve kudret sahibi tek ve bir varlık olduğunu bilir. Bu inanç ve bilinç onu iyi bir insan olmaya yönlendirir.

Paylaş

Yorumlar